Şair diyor ki: Çektim firâkın savmını erdim cemâlin ıydine Aç leblerin meyhanesin ney gibi nâlân et beni Yanisi şöyle:
Ey sevgili! Ayrılığının orucunu sonuna kadar tuttum ve cemalini görmekle bayrama erdim. Artık dudaklarının meyhanesini açıver de bir ney gibi sevinç ile inlemeye başlayayım.
Divan şiirinin âşıkları, sevgilinin ayrılığını, bütün zahmetleri ve sıkıntılarıyla birlikte katlanılıp çekilecek bir oruç süreci gibi kabullenip teslimiyete teslim olurlar ve sevgilinin hilal kaşlarını yahut ay gibi parlak yüzünü gördükleri zaman da bayram ederler. Sevgili karşısında âşıkın konumu çılgınlık, delirme ve kendini kaybetme halidir. Deliye her gün bayram deyiminin altında bu düşünce yatar. Çünki aşk ile mest olmuş veya çıldırma noktasına gelmiş bir âşık, sevgilisini hatırladıkça (ki hiç unutmaz) sevinip bayram etmeye başlar.
Yukarıdaki beyitte şair ayrılık orucunu tuttum demiyor da çektim diyor. Demek ki oruçta sıkıntılı bir taraf var ki çekiliyor. Hani dert çekmek, acı çekmek, sıkıntı çekmek gibi. Gerçekten de oruç zahmetli bir ibadettir ve sevabı da ona göredir. Söz gelimi su, insana sevgili kadar gereklidir; ama oruçlu kişi bütün gün suyun hasretini çeker. Bu durumda yapması gereken pek çok şeyi sırf oruçlu olduğu için yapmayan kişi de, sırf sevgilisinin hoşuna gitsin diye onun sevmediği şeylerden uzak duran âşık kategorisinde görülür.
Beytin ikinci dizesinde şair, “Ey sevgili! Dudaklarının meyhanesini aç da...” derken atalarımızın ramazan boyunca meyhaneleri kapalı tuttuğunu ve bayram başlar başlamaz da açtıklarını bize hatırlatmaktadır. Öyle ki bütün ramazan boyunca kapalı olan meyhaneler bayram sabahında açılır, kıdemli ayyaşlar da bayram namazından çıkar çıkmaz meyhaneye uğramadan evlerine yönelmezler imiş. Hatta meyhaneciler müşteri çekmek için bayram sabahında dükkanlarını ziyaret eden müşterilerine akçe keselerinde bahşişler sunarak bayramlaşırlarmış.
Ney gibi nâlân olmak da insanın inler gibi sevinmesi; hazzettiği bir şeyden dolayı sevinç dolu sesler çıkarmasıdır ki meyhanelerin saz ve sözden uzak olmadığını, daha doğrusu içkinin musıkî ile olan yakınlığını anlatır. Hani bezm denilen eğlence meclislerinde şarap ile musıkî, sakî ile hanende bir arada olur ya! Hani Nef'i'nin, bahar eğlencelerinden bahsederken, “Gül çağı ve eğlence zamanıdır bu! Zevk ve safa devridir bu! Her bir vakti kutlulukla geçen bir mevsimdir bu; velhasıl âşıkların bayramıdır bu!” dediğini biliriz ya.
Şimdi bir âşık düşününüz, sevgilisini görünce mevsimler bahara, günler bayrama dönüşüyor olsun!.. Âşık ki işte öyle bir âşık!
***
Yani ki şöyle bir âşık:
Cemâl–i Mutlak hasretiyle bütün ömrü acılar, hüzünler, elemler içinde geçmiş... Nefes alıp verdiği her bir gününde oruçlu misali titiz hareket etmiş, belki Sevgili'den başka her şeye perhiz ve imsak uygulamış. Sevgili'den kendisini uzaklaştırır diye iftar etmeyi bile düşünmemiş. Orucun zevkini tatmış ve iftar lezzetini unutmuş. Zaten bu derece kendisini Sevgili'ye adadığı için de ruhu incelmiş, tezkiyeye uğramış ve Cemal'i görmeye liyakat kazanmış. Nihayet Mevlana'nın “Sevgilinin güzelliğini seyrettiğim gün benim bayramımdır.” demesi gibi Cemal'i görerek bayrama ermiş. Nihayet Karen'li çılgın âşık Üveys gibi aşkı bulmuş ve kendini kaybetmiş, yemeyi içmeyi unutmuş.
Ne var ki şair bu bayramda hâlâ iki şey eksik diyor: Şarap ve musıkî. Beyte göre âşık, Sevgili'ye yalvarıyor ve diyor ki, “Şarap yerine Sen dudağının kadehini ver, musıkî yerine de ben sevinç çığlıklarımı ortaya koyayım, bu meclis tam olsun, bayram gerçek bayram olsun!” Sevgilinin dudağından çıkacak bir çift sözdür ki âşıkta içki tesiri bırakıp onu mest eder. Eğer buradaki Sevgili'den Allah kastediliyorsa “Kulum seni seviyorum!”; yok eğer Efendimiz kastediliyorsa “Ümmetî!” sözüdür bu içki. Şimdi söyler misiniz, bu iki sözden birini duyan bir âşık nasıl bayram etmesin?!.. Ve nasıl sevinç çığlıkları ile etrafı inletmesin?!..
***
Şimdi de beyitteki kelimelerin tasavvufî karşılıklarını verelim ve yorumu size bırakalım:
Firâk (Ayrılık): Vuslat makamından ayrı kalmak, Vahdet makamından uzakta bulunmak.
Savm (Oruç): Dünyadan el etek çekmek; âşıkın, gönlüne Hak'tan başkasını koymaması.
Cemâl (Yüz güzelliği, Allah'ın yüzü): Allah'ın lütuf sebebi olan vasıfları; sevenin ısrarlı yakarışları üzerine sevilenin olgunluk gösterip gereği üzere davranması.
Iyd (Bayram): Amellerin tekrarlanmasıyla kalbe tekrar tekrar gelen tecelliler.
Leb (Dudak): Kelam, Sevgili'nin sözü ve o sözdeki mesaj.
Meyhane: Aşkın galebe çalması ile varılan coşkunluk; kulun aşk ve şevk ile Rabb'a münacaat hali.
Ney: Sevgilinin sevgiye ulaşma makamı, sevgilinin sunduğu kadeh, esas vatanından ayrılıp dünyaya gelmiş olan insan ruhu.
Nâlân etmek (İnlemek, sızlanmak): Sevginin katıksız hale dönüşmesi, muhabbetin tamamlanması.
Dilerim Allah'tan, bu bayram aşk iniltiniz hiç dinmesin, muhabbetiniz tamamlansın!..
Berceste
Gel gel berû ki savm u salâtın kazası var
Sensiz geçen zamân–ı hayatın kazası yok
Nesîmî
(Ey Sevgili!) Gel, gel beri ki oruç ve namazın kazası vardır; ama sensiz geçen ömrün kazası olmaz...
İskender PALA |