ANASAYFA FELSEFE ANTOLOJİ YAZILAR LİNKLER İLETİŞİM
Anasayfa
Felsefe
Antoloji
Linkler
İletişim
 
Bilimsel Araştırma
Yorum Sayfası
Makale & Deneme
Genç Kalemler
Edebiyat Köşesi
 
bütün yazılar!
 
 Genç Kalemler
 Gençliğin sesi
   Aydınlanma ve Ben İdraki
Engin Deniz    
 
Bir Gereklilik Olarak Subjektiflik ve Objektifliğin İmkansızlığına Dair…
“Neler hakkında kafa yormadıysak bize birilerinin bunları yutturduğu konusuna hiç girmemiş oluruz. Ortalıkta boş gevezelikler biz onlara inanalım diye dolaşmakta… Yalan ne kadar büyükse o kadar çok insana inanılası geliyor”* Bugün us atölyemize aydınlamak için ben idraki ve ona ket vuran objektif oluşu yatırıyoruz. Kavramların sorgulanmadığı bir çağda, anlamın açığa çıkartılması uğruna sarfettiğimiz emeğin değer kazanması dileğiyle...

Objektif olmak nedir? Sorusuna verilebilecek en makul cevap: olaylara tarafsız bakabilme yetisine sahip olmak bunun sonucunda tarafsız davranmaktır. Yani durumları göz önüne alırken kişiyi kişi yapan değerleri bir kenara bırakıp; kendin iken hiç kimseymişçesine algılama ve buna göre tavır takınabilme hadisesi (?)

   Objektiflik Mantıklı Bir Çıkarım Değildir!
- İnsanoğlunu oluşturan her fert, tek tek diğerlerinden ayrımlı kaynaklarla beslenip, onu özgün kılacak farklılıklarla buluşur bunun sonucu olarak oluşturduğu dünya görüşü ve kabul edip sahiplendiği, içselleştirip kökleştirdiği fikri yapısı diğerlerinden farklı olur, ki : insanoğlu hayatının sonuna dek değişime muhatap olan yapısı ile , hiç değişmeyecek ve herkesin kabul edeceği bir beşer fikri binasını da inşa edememiştir.

   Objektiflik "yanlış" Bir Teoridir!
-
Kağıt üzerinde her şey mümkün! Gerçekte ise insan bilgisinin doğruluğu, toplumsal pratikte beklenilen sonuca ulaşırsa anlaşılır. Objektif olmayı pratiğe koyarak ve beklenen sonucu verip vermediğini görelim: Güncel bir örnek olarak; Bugün Amerikan ve İngiliz ordusunun Irak'ta oluşuna hangi gözle bakıyorsunuz? Bu bir işgal mi? haçlı seferi mi? özgürlük operasyonu mu ? Her şey Irak halkı için mi?

Belki buna zihin sayısınca farklı cevap vardır, çünkü herkesin bir dünya görüşü, içinde bulunduğu kültürden farklı edinimleri vardır. Sonuç olarak: insan bilgisi pratikten ayrılamaz. Pratiğin önemini yadsıyan ya da bilgiyi pratikten ayırmak isteyen her teori yanlıştır. " Pratik, teorik bilgiden daha üstündür ; çünkü yalnız evrensel olmakla kalmaz, aynı zamanda gerçeklik ile içicedir"**

Sonuç: objektiflik, mantıklı bir önerme olamadığı gibi yanlış bir teoridir de, taşıdığı anlamın hayatımızda karşılık bulduğu herhangi bir alan mevcut değildir, objektif olmakla insan olmak arasında herhangi bir bağ yoktur; çünkü doğası birbirinden ayrımlı şeyler arasında hiçbir gerçek ilişki kurulamaz!

   Aydınlanmaya Başlarken…
- Mağduru olduğumuz bilgi bombardımanından kaçacak delik aramak gerekirken en büyük bombalara midemizi iştahla açıyor yada çiğnemeden sindirmeye yani sorgulamadan kabule eğiliyoruz; böylece zihnimizde yanlış şeyleri temellendirip gerçekten farkında olmaksızın, hiç olmak istemeyeceğimiz bir patojen olarak toplumda yerimizi alıyoruz. Aydınlanmanın filozofu David Hume bilgilenmeye kitap yakarak başlanması gerektiğini tavsiye etmesi durumu izah açısından iyi bir örnek teşkil ediyor...

   Çağrımız..!
-
Kişioğlu tarafsız bensiz ve kişiliksiz olabildiği anda objektif'te oldu demektir, yani kendini kendisi yapan tüm değerlerden soyutladığı zaman bunu başarmıştır. Bu hem hiç istenilmeyecek bir durum hem de imkansız, kısaca eşyanın doğasına aykırıdır. O halde çağrımız tarafsız bensiz ve kişiliksiz olmaktan (görünmekten) vazgeç!!! Olacaktır.

Farklı konular üzerinde herkesi ikna edebilecek objektif bir bakış açısı sağlanamıyor ve objektif olmak ile doğru söylemek arasındaki ayrımı idrak edip kesinleştirdikçe ulaşacağımız bir doğru olarak objektiflik denen hadisenin mümkün olamayacağı bilgisidir.

Herkesin kendi doğrusu olamayacağı gibi, objektif bir bakış açısı da bulunamaz. Gerçeklik insanoğlunu taraf kılmışken nasıl olur da objektiflik denen bu safsatanın bu denli sahip olunması gereken bir kritermiş gibi çoğu kişi tarafından öne sürülür. Objektif bakış açısına sahiplik iddiaları neden? Objektifim diye ortalıkta dolaşanlar "tipler" niçin var?

"Günümüz anlamın arandığı, anlamın açığa çıkartılması uğruna emek sarfedilmesinin değer kazandığı bir çağ değil. Günümüzün insanları beklenti olarak anlamın karambole gitmesini ve bu karambolün kendilerine sağladığı kazancın azamiye çıkmasını seçmiş durumdadır"***

Dikkat edilirse ' ( varsayılan) objektiflik 'varoluşunu bir empoze edişe ve buna kurban gidişlere borçludur. Bu ilk olarak sahip olunması gereken bir değer olarak sunulmasıyla başlar. Bu zokayı bir yuttun mu! gerisi aralıksız gelir, artık kontrol sende değildir... Birilerinin sahip olduğu bir üst akıl, bir bilge vardır ki yön tayin eder, ona karşı duruşlar akılsızcadır (?)

Üzerine kafa yormadan, bilinçsiz olarak objektif bir bakış açısına sahip olduğunu iddia edenler dışında; objektiflik Kanaatimce kişilik oluşumunda fazlasıyla şirin gözükme kaygısı , toplumda yer edinme ve toplumsal kabul görmek için, kendinden bir taviz, bir başvuru aracı. Kimilerince fikirlerini karşı tarafa empoze etmenin biricik yolu.

Şimdiki bir kısım bilim adamımızın yaptığı gibi : uzmanı olduğu alanda resmi ideolojiye ters düşmeme (geniş bir kabul görme arzusundan biraz olsun farklı görüşlere) ve hali hazırda yığınların zihinlerinde temellenmiş bir kabul meyvesi olarak öne sürüleni (objektifliği), etiket yapıp; böylece bilim adamlığına (?) devam edebilmek için : objektif olduğunu haykırmaları…

Bir şey o şeyse başka bir şey değildir; bu varolan şey sayısınca doğal farklılığı, tarafları ve yarışı oluşturur. Bu doğal süreç evresinde kendimiz adına yaptığımız seçimleri en iyi kararın o olduğu için veririz. Rousseau'nun dediği gibi : “Hiçbir istenç kendi iyiliğine olmayana olur vermez”. Eğer bir dayatmaya maruz kalmıyorsak ve sürünün içinde olma adına kendimizden vazgeçmiyorsak, seçimlerimizi bilinçli kılan unsurlar var demektir ki buda ben idrakini zaruri kılar. Seçimlerin farklılığından anlaşılacağı üzere herkes için farklı iyi algıları mevcuttur buda bakış açılarının farklılığından doğar ki tarafsız bir bakış açısının imkansızlığını ortaya koyarak..
Aydınlanmanın yegane yolu kendinin farkında olmadır, buda ancak subjektif idrakle mümkündür, kendisini bilen ancak şeylerin (talep edilenlerin), bilgisini anlamlandırabilir. Subjektiflik varoluşunu yalnızca varoluştan alır, yani insan doğuşuyla taraftır, taraf oluşunun bilincinde olmasıyla kendini bilendir de, geçmişini, kazanımlarını hiçe saymayan, değerleriyle durumları algıladığını bilen ve ona göre tavır alabilen kişi subjektiftir. İnsanın tarafsız oluş iddiası realiteyi değiştirmez. Herhangi bir şeyi varsaymak yada yok saymak o şey üzerinde ne gibi bir değişiklik yapar? En dramatik durum da kişinin objektif oluş iddiasının da subjektif bir yaklaşım olması ve taraf olmak zorunluluğu içindeyken tarafsızlık söylemlerini değerli bulup bunları hazımsayabilme adına sarfettiği çabalar...

ENGİN DENİZ
İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi
Tarih ve Felsefe Öğrencisi
engin.dnz@gmail.com
24/10/2005

Alıntılar

* i.özel, Henry Sen Neden Buradasın 1, Şule Yayınları, istanbul, 2004
** Hegel'in Mantık Bilimi , Kitap III, Bölüm 3'te, Lenin'in "İdea" üzerine notlarından. Bkz: V. İ. Lenin, "Hegel'in Mantık Bilimi 'nin Taslağı" (Eylül-Aralık 1914), Collected Works , Moscow 1958, vol. XXXVII, s. 205 .
*** i.özel, a.g.e