| | | |
|
|
| Edebiyat, Tarih, İktisat, Din, Jeopolitik, Felsefe, Metafizik |
|
|
|
|
|
Teoman DURALI |
|
| |
Gerçi Laikcilik-Positivcilik-Nesnelcilik dünyatasavvuru, giderek ideolojisi, dünya-doğa nın, toplumlaştırlma sı -kültürleştirilme sine şiddetle karşı çıkmıştır. Kısaca evrim ıstılâhıyla dile getirdiğimiz 'değerden bağımsız' bir dünya-doğa nın, ancak tahlil olunurak incelenebileceği öne sürüledurulmuştur. Ne var ki, adı üstünde, bu, bir dünyatasavvuru yahut ideoloji olduğuna göre, kendisi de, açıkcası, başlıbaşına bir değerlendirme biçimidir. Demekki doğanın 'değerden bağımsız' olduğu savının kendisi bile bir değerlendirme ifâdesidir... |
| Yazının Devamını Okumak İçin Tıklayın >>> |
|
|
|
|
Immanuel KANT |
|
| |
Aydınlanma , insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. |
| Yazının Devamını Okumak İçin Tıklayın >>> |
|
|
|
|
Feyzullah CİHANGİR |
|
| |
Kelime manası "geriye dönüş, geçmişi arzulama" olan irtica, Osmanlı İmparatorluğunun askeri yenilgilere paralel olarak girdiği gerileme devrinde, yükselme devrinin ihtişamlı ve muktedir günlerine dönüş arzusunu ifade için kullanılıyordu. Pek tabii ki, bu kullanım olumlu içeriğe sahipti ve nostaljik anlamdaydı; dönemin yenilgilerine karşı duyulan üzüntünün eskiye duyulan bir özlemle giderilmesi amaçlıydı. Bir başka deyişle ideolojik değildi ve sadece bir özlem, bir umut, bir kurtuluş arzusuydu. |
| Yazının Devamını Okumak İçin Tıklayın >>> |
|
|
|
| |
Ali ARSLAN |
|
| |
Osmanlı Devleti'nde İslamcılığın bir devlet politikası olarak uygulandığı , daha geniş bir alanda da batılı emperyalistlere karşı İslamcılığın halkı harekete geçirecek bir direniş unsuru olarak ortaya atılıp tartışıldığı bir sırada , XX. Yüzyılın başlarında siyasi bir akım olarak ortaya çıkan Türkçülüğün İslam dinine bakışı, İslâm'ı reddetmek mi? Yeni bir şekilde kabul mü? Yoksa ikisini birlikte telakki etmek midir? |
| Yazının Tamamını Okumak İçin Tıklayın >>> |
|
|
|
| |
Çeviren: İbrahim KALIN |
|
| |
Müslümanlarin 624'te Filistin'de Bizans'a karsi gerçeklestirdikleri ilk askeri eylemin bizzat Hz. Peygamber tarafindan düzenlendigi söylenir. Bu olaydan yalnizca yirmi alti yil sonra, bir Islâm ordusu Istanbul kapilarina ulasti. Batili bir gözle bakildiginda Islâm güçlerinin bir bakima Sasâni Iran'inin Grek Imparatorluguna karsi sürdürdügü kadîm mücadeleye katilmis oldugu düsünülebilir. Lakin Istanbul'un fethinin onlara Allah tarafindan takdir edildigi inanci, müslümanlar arasinda Hz. Peygamber zamanindan beri mevcuttu. Osmanlilar bu inanci kendi mallari gibi benimsediler. Müslümanlar Bizans'in baskentine, 1453'teki nihâi fethinden evvel toplam on iki sefer düzenlediler. |
| Yazının Devamını Okumak İçin Tıklayın> |
|
|
|
| |
Ruhattin YAZOĞLU |
|
| |
Beden ve ruh gibi iki unsurdan meydana gelen insan varlığının özsel bileşeninin ruh olduğunu, ölüm geldiğinde, ölenin yalnızca beden olduğunu öne süren bir inanç veya anlayış çerçevesi içinde ifadesini bulan ölümsüzlük, ikiye ayrılır: Bunlardan birincisi, ruhun, beden öldükten sonra var olmaya devam etmesinden oluşan zamansal ölümsüzlük ; ikincisi ise, ruhun, bedenin ölümünden sonra zaman dışı bir varlık statüsü kazanıp, daha yüksek bir düzeyde var olmasından oluşan ebediyete göçüş tür. |
| Yazının Devamını Okumak İçin Tıklayın> |
|
|
|
| |
Kürşad KIZILTUĞ |
|
| |
Frankfurt Okulu, ekolojik sorunlar görülür bir şekilde ortaya çıkmadan ve Avrupa'da muhalif hareketlerin gündemine girmeden önce daha 30'lu 40'lı yıllarda, doğayı tahakküm altına alma düşüncesini rasyonalize eden Aydınlanma Felsefesini; pozitivist bilim felsefesini; kapitalist sanayileşmenin sonucu olan teknolojik rasyonaliteyi; ekonomik mantığın tüm toplumsal ilişkileri - bireyler arasındaki ilişkileri bile - niceliksel ilişkilere indirgemesini; toplumsal hedefler açısından bütün etik değerlerin bir yana bırakılarak verimlilik ölçütünün temel alınmasını; her şeyin metalaştırılması ve ölçülebilen bir nesneye dönüştürülmesi yoluyla insana dair ne varsa şeyselleşmesi sürecini; yabancılaşma olgusunu; kitle kültürünü ve birbiriyle bağıntılı olarak tüm toplumsal - kültürel sorunları eleştiren son derece keskin bir teori - kendi ifadeleri ile Eleştirel Teori - geliştirmişlerdir. |
| Yazının Devamını Okumak İçin Tıklayın> |
|
|
|
| |
Fuad KÖPRÜLÜ |
|
| |
İslâm Tasavvufunun gelişmesindeki Hindûluk, İranîlik, Yeni-Platonculuk ve Hıristiyanlık gibi çeşitli yabancı te'sirler, birçok bilginlerce uzun uzun incelenmiş ve bu konuda birtakım nazariyeler ileri sürülmüş bulunmaktadır . Bu kısa muhtırada, sâdece bâzı müslüman sûfî tarîkatlerine Türk-Moğol Şamanlığı'nın te'sirinden bahsedecek ve Sûfîlik tarihinde, şimdiye kadar hemen hemen hiç göze çarpmamış bulunan bir noktaya dikkati çekeceğiz. Vaktiyle, WUNDT, büyük felsefî sezgisiyle, sûfî tarîkatlerince icra edilen bâzı raksların, İslâm dünyasına muhtemelen kuzey Sibirya'daki Türk kabileleri yoluyla girmiş bulunduğunu düşünmüştü.. |
| Yazının Devamını Okumak İçin Tıklayın> |
|
|
|
| |
| |
|
| |
Postmodernizm tartışmaları teori alanında, modernist sanat biçimleri ve pratiklerinden koptuğu iddia edilen bir dizi kültürel yapıntıyı tanımlayan mimari, edebiyat, resim vb. alanlarda yeni "postmodern" kültür biçimlerinin işaretleri olarak başladı. Bu tartışmalar zamanla diğer bir çok alanlara da yansımıştır. Bu alanlardan birisi de eğitimdir. Postmodernizm bilgi, doğru ve insanla vb. ilgili ortaya koyduğu iddialar eğitimi de yakından ilgilendirmektedir. |
| Yazının Devamını Okumak İçin Tıklayın> |
|
|
|
| |
Ord. Prof. Şemseddin GÜNALTAY
|
|
| |
An'anelerin sarih olarak belirttiğine göre Araplar, âdet görme zamanlarında kadınla birlikte oturmaz, onunla beraber yiyip içmezlerdi. Âdet görme zamanlarında kadınlar, obadan, çadırdan, evden çıkarılırlardı.
Bugün Güney Afrika'nın ibtidâî âşiretlerinde, Borneo'da, Yeni Gine'de, Vankover Adasındaki yerli vahşiler arasında hâlâ yaşamakta olan bu âdet o zamanlar, Arap kabîleleri arasında en çok riâyet edilen bir gelenekti. |
| Yazının Devamını Okumak İçin Tıklayın> |
|
|
|
| |
Erol KARACA |
|
| |
Güneydoğu Asya kökenli gölge oyunları ve kukla geleneğinden gelen Karagöz'ün, oyun olarak değilse bile giysi benzerliği açısından ilk izine M.Ö.2300 yıllarına dayanan Elamların Sus kentinde yapılan kazılarda rastlıyoruz.
Sus'ta bulunan kabartmalardaki Güneş tanrısı Şamas'ın başındaki külah, Karagöz'ün kullandığı ışkırlak adı verilen başlığın aynısıdır. Yine İvriz'de bulunan Hititlere ait bir kabartmadaki Tanrı Oğlu'nun başındaki külah da Hacivat'ın başındaki ucu sivri külahın aynısıdır. |
| Yazının Devamını Okumak İçin Tıklayın> |
|
|