| |
Diyelim ki, burslu öğrenci olarak Avrupa'da önemli bir üniversiteden mezun oldunuz. Erdoğan Teziç 'in yönettiği YÖK isterse (ki hangi durumda isteyeceğini, hangi durumda istemeyeceğini kestirmeniz zordur) , aldığınız diplomayı geçersiz sayabilir, iş bulamaz; kamu dairelerinde çalışamaz, YÖK üniversitelerinde master veya doktora yapamazsınız.
Üniversiteyi ezkaza bir İslam ülkesinde bitirmişseniz, o zaman ölümlerden ölüm beğenin. Bitirdiğiniz üniversitenin dünyada ‘ilk 500' arasında yer alması bile durumu değiştirmez.
Bazen şu da olabilir:
Önceki yıllarda denkliği kabul edilen bir üniversite, görülen lüzum üzerine denklik listesinden çıkarılabilir. Bazen de tam tersi olur. ‘Önceden niye böyleydi, şimdi niye böyle oluyor?' sorusunun da bir cevabı yoktur. YÖK böyle istemiştir. Eskiden başka türlü bakıyordur, şimdi böyle bakıyordur. Neye nasıl bakacağına da kendisi karar verir.
Haklı olarak şu soruyu sorabilirsiniz: ‘Ben kalite sıralamasında ilk 500'e giren bir üniversiteden mezun oldum, ama bugüne kadar ilk 500 arasına bir tek üniversitesini sokamamış YÖK denklik sorunu çıkardığı için diplomam geçersiz sayılıyor ve kendi ülkemde iş bulamıyorum. Bu nasıl oluyor? Bunun bir mantığı var mı?'
Bunun da bir mantığı yok.
Daha doğrusu, bunun bir mantığı (bilinen bir mantığı) var da, ‘bilinen mantık' çerçevesinde kurulabilecek ilişkinin ‘mantık' dediğimiz şeyle ilgisi yok. Bütün mesele, ‘ideolojik koşullanmışlık' la ilgili... Eğitim-öğretimle ilişkisini çoktan kesmiş YÖK'ün ideolojik tezgahından geçmediğiniz için makbul ve muteber değilsiniz. Bu kadar basit.
Hatırlarsanız, celadetiyle ünlü bir rektörümüz, ‘kamu düzenini korumak için, gerekirse bilimsel çalışmalardan taviz verilebileceğini' söylemişti; sanki bu ülkede polis, asker ve adliye teşkilatı yokmuş gibi, sanki kamu düzenini korumak YÖK'ün görevleri arasındaymış gibi. Dediğini de yapmıştı o rektör; okul önünde askeri törenler, fener alayları, ‘militarizme övgü' toplantıları, ‘ikna odaları' vs...
Kamu düzenini korumak dahil, herşeyi uhdesinde tutmak isteyen YÖK, şimdi de, üniversitelere bilim adamı yetiştirmek amacıyla devlet bursuyla yurtdışına gönderilmesi planlanan öğrencilerin seçimini kendi uhdesine almak istiyor.
Erdoğan Teziç diyor ki, ‘2547 sayılı Yükseköğretim Yasası, öğretim elemanı yetiştirme görevini YÖK'e vermiştir, bu işe Milli eğitim Bakanlığı karışamaz... Seçim mülakat yoluyla gerçekleştirilecekse, jüriyi oluşturma görevi de YÖK'e aittir...'
Böyle midir gerçekte?
Birazcık böyledir... Yükseköğretim Yasası, öğretim elemanı yetiştirme görevini YÖK'e vermiştir ama, bu ülke ölçeğinde geçerli bir durumdur ve YÖK, öğretim elemanı yetiştirme görevini (her türlü ideolojik tasarrufta bulunarak) zaten uhdesinde tutmaktadır. Dolayısıyla, burslu öğrencileri belirleme yetkisi ve hakkı yoktur.
Peki, diyelim ki yurtdışına gönderilecek öğrencileri YÖK değil de, burs imkanı sağlayan kuruluş, yani Milli Eğitim Bakanlığı belirledi... O zaman ne olacak?
Ne olacağını Erdoğan Teziç söylüyor: ‘Bu durumda, söz konusu öğrencilere, üniversitelerimizde görev verilmesi akademik özerklik açısından mümkün olmayacaktır.'
Bir Yüksek Öğretim Kurulu düşünün ki (bu, bildiğiniz gibi YÖK oluyor) , kendi ideolojik tornasından geçmemiş öğrencilerin ne diplomalarını geçerli sayıyor, ne de okudukları okulların denkliğini kabul ediyor. ‘Akademik özerklik' gibi, hiçbir zaman YÖK'le yan yana düşünülemeyecek bir kavramın arkasına sığınarak, bir de tehditler savuruyor: ‘Devlet bursuyla yurtdışına giderseniz, Türkiye'de iş bulamazsınız, ona göre...'
Erdoğan Teziç, sık sık YÖK'ün ‘çağdaş bir kurum' olduğunu söylüyor.
Daha önce de sormuştum. Tekrar soruyorum:
Bu çağdaş kurumun bir benzeri dünyanın neresinde var?
Hangi ülkede eğitim-öğretim işlerini tedvire memur edilmiş rektörlere ‘fişleme yetkisi' tanınmıştır?
Hangi ülkenin çağdaş üniversitesinde bazı netameli konularda bilimsel araştırma yapmak yasaktır?
Dünyada ‘ilk 500 üniversite' arasında niçin çağdaş bir Türk üniversitesi bulunmamaktadır?
Hakikaten merak ediyorum.
18 Eylül 2006
[
Star ]
Ahmet Kekeç |