|
Bir politikacı, hatta başbakan sanık sandalyesine oturtulabiliyor. Bir general neden sanık olmasın? Oldu da. Erdil olayında bunu gördük.. Yargılanmak demek, ille de suçlu olmak anlamına da gelmiyor. Ben de defalarca sanık oldum.. Yazarlar ve gazeteciler hakkında o kadar kolay dava açılabiliyor ki. Çevik Bir ve Özkasnak' ın benim hakkımdaki suç duyurusu bir düzineden fazla.. Koman' la da mahkemelik oldum, Tolon' la da, Erkaya' nın ailesi ile de.
Büyükanıt' tan çok Evren hakkındaki suç duyurusunun akıbetini merak ediyorum ben.. Adam açıkça “Ben yine darbe yapardım” diyebiliyor.. O söylüyor, suç olmuyorsa ben de söyleyebilmeliyim.. Ya da o adam orada oturmamalı. O adamı orada devlet kasasından beslediğimiz sürece hiç kimse kendini güvende hissedemeyeceği gibi, demokrasinin bu kara deliği her zaman birileri için bir umut kapısı olacaktır..
Hadi diyelim Büyükanıt' ı mahkemeye çıkmaktan kurtardınız, halkın vicdanında bu durumu nasıl dengeleyeceksiniz?.. Kuşku daha da artmayacak mı? Madem bu şekilde yargılanmayı bir şeref olarak görüyor, neden bu şerefi kendilerinden esirgemeye çalışıyorsunuz ki?..
Şüpheli bir astsubayı yargılamanın bile bu kadar zor olduğu bir ülkede muvazzaf bir kuvvet komutanını yargılamak kolay değil elbette.
Aslında Genelkurmay Başkanı, Hükümet' e 4 maddelik bir çözüm önerisi getirmek yerine, Büyükanıt' a tek maddelik bir istifa tavsiyesinde bulunsa, bu işten TSK ve Büyükanıt daha az yara alarak kurtulabilirdi..
Unutmayın; artık internet diye bir şey var ve Büyükanıt tartışması bu durumda sanal ortamda daha da alevlenecek ve yeni yeni iddialar gündeme gelecek..
Orgeneral Özkök, Başbakanlık'a giderek Başbakan Tayyip Erdoğan' la 1 saat 10 dakika süren görüşmesinde “Kara Kuvvetleri Komutanı'nın yargıyı baskı altına almak istemesi söz konusu değildir. Van Savcısı'nın iddianamesi maksadını aşmıştır” gibi yargıya yeni bir müdahale anlamına gelebilecek ve siyasetin yargıya müdahale etmesini isteyen bir üslup kullandığına ilişkin basında haberler yer alıyor.. “İddianamenin hukukî dayanaktan yoksun olup olmadığına” Genelkurmay Başkanlığı ve Hükümet değil, yargı karar verecek.. Meslekî dayanışma psikolojisi içinde meslekî milliyetçilik yapılarak bir savcılık iddianamesindeki suçlamaları “Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bir saldırı” olarak görüyorsanız, bu da bir başka hukukî süreci beraberinde getirmesi gerekir.. Savcının iddianamesini takdir yetkisi Hükümet' e ya da GenelKurmay' a ait değildir..
Bir paşayı kurtaralım derken ‘Yargı' yı gözardı edemezsiniz, yargıyı yaralayamazsınız.. Baskı altına alma anlamına gelebilecek beyanlarda bulunmazsınız. O takdirde kaş yapalım derken göz çıkartırsınız. Bu işin içine kuşku karışır. Unutmayın ki; kuşku, söylentinin annesidir.. Söylenti ise, kargaşanın kız kardeşidir..
Erdoğan' a sormak istiyorum: Bu iddialar doğru mu?
Bir hatırlatmada bulunmak istiyorum: Ya siz krizi yönetirsiniz, ya kriz sizi.. Birileri ya emir alır, ya da emir verir..
Ben bu konuda Özkök Paşa' nın söz ve üslubunu, kendilerinin ne yaptığı kadar içeride ve dışarıda nasıl anlaşılacağı ve bu sürecin başka hangi süreçleri tetikleyeceği üzerinde düşünerek daha sükûnetle alternatif bir çıkış yolu bulmak ihtiyacı hissedeceğini düşünüyorum.. Bugünkü durum hiç hoş değil.
Oysa ben bugün başka bir konuyu yazacaktım.. Kapitalist ABD Başkanı Bush ve İngiltere' nin solcu Başbakanı Blair' in Irak harekâtı konusunda dinî referansları üzerine açıklamaları üzerinde duracaktım.. O sözler Türkiye' de olsa kesin TSK bildiri yayınlar, darbeciler sokağa dökülürdü.. Hani Batılılar, Türkiye' nin her şeyine karışıyor. Biz de NATO üyesiyiz, AB üyesi olacağız.. Bu konuda kimseden ses yok. Hadi “Atatürk ilke ve inkılapları” ndan söz ederek bu ‘irtica' ya karşı sesinizi yükseltsenize!..
Tony Blair, İngiliz ITV kanalında yer alan Michael Parkinson' un hazırladığı “Parkinson Show” isimli programında “Tanrı'ya inanıyorsanız, kararların Tanrı tarafından alındığını anlarsınız” diyor. Bush da benzer şeyler söylüyor. Bunları dedi diye AB' de ve ABD'de kızılca kıyamet kopmuyor. Bizde kızılca kıyamet bir paşa hakkında bir savcı soruşturma açınca kopuyor..
Keşke Özkök Paşa, son olarak Diyarbakır Emniyet Müdürü'nün öldürülme emrini kim verdi, onun üzerinde dursa, Keşke Derviş Ferho' nun 85 yaşındaki babası Ferho Akgül ve 80 yaşındaki annesi Fatma Akgül'ü, 2 Mart 2006 gecesi, Mardin yakınlarındaki Mizizah Köyü' nde kimlerin öldürdüğünün üzerine gitse.. Bütün yolların aynı kapıya çıktığını, ‘rejimin kara deliği' nin bu ‘40. oda' nın kapısının arkasında olduğunu düşünen insanların hayal gören birer paranoyak olduğunu düşünmez o zaman sanırım..
Askerler toplumun güvenliği için var. Toplumun güvenliğini tehdit eden bir oluşum sorgulanırken askerler bu sürecin durdurulmasını istiyor görüntüsü ile varlık sebebi ve meşruiyeti tartışmaya açılmış olmuyor mu sizce?.. Sorgulanmak istenen; bir memurun görevini yapıp yapmadığı, kötüye kullanıp kullanmadığıdır. Bu gerçek ortaya çıkmadan bu ülkede hiç kimse huzur içinde olamaz.. Bu olayın üstü örtülürse; Şemdinli, Susurluk'a döner.
Yargıya müdahale etmeyin lütfen.. Evren hakkında soruşturma açan Cumhuriyet Savcısı' nı görevden alma yanlışına bir yenisini daha ekleyerek, bir yere varamazsınız..
Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana, zalime karşı çıkalım.. Zalim babamız, mazlum düşmanımız da olsa.. Kitab' da yazılandan çıkan öğüt bu!..
Selâm ve dua ile..
8 Mart 2006 [ Vakit ]
Abdurrahman Dilipak |