| |
Cumhuriyet Bayramı'nı 'kutlayan' gençler Taksim Meydanı'nda turistlere sarkıntılık etmişler... Basın çok kızmış, bu magandalığın böyle bir bayrama yakışmadığını yazıyor.
Allah Allah, acaba kahraman Türk gençleri 'bizi yutmak isteyen emperyalizme ve bizi mahvetmek isteyen kapitalizme' tepki olarak mı kadınlara sulanmışlar, 'işte sözde Ermeni soykırımını ortaya atan Batılı orospular' diye?
Hayır, çünkü Rus kadınlar bunlar, Rusya da bizim en yakın müttefikimiz olmuştu kurtuluş savaşımızda. Bugün de 'ulusalcılarımız' Batı'ya sırt çevirip Rusya, Hindistan ve Çin'le ittifak kurmak istemiyorlar mı?
Bir de İranlı kadına sulanmışlar, kadın kendini zor kurtarmış; o da herhalde Kemalist tepki midir?
Gerçek şu: Gecekondu gençleri, Taksim'e cumhuriyeti kutlamaya falan değil, 'beleş Mustafa Sandal konseri' izleyip tepişmeye gittiler. Her ülkenin alt sınıfının içeceği olan birayı da fazla kaçırınca... Nitekim, kendilerini savunmak için kullandıkları 'ne işleri var o kadar erkeğin içinde' cümlesi, cumhuriyeti yaşatacak ve yükseltecek olan fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür yeni nesillerin 'tıynetini' ortaya koyuyor.
Üst sınıfın kutlamalarına da ben katıldım. Bağdat Caddesi'nde.
Doğrusu çok etkilendim, gururlandım, gözlerim doldu.
Numara yapmıyorum, vallahi öyle oldu.
Hele, Kadıköy Belediyesi'nin renklendirip canlandırdığı ('photoshop' mu diyorlar?) resimlerde Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yanında İsmet Paşa'yı görünce daha bir heyecanlandım.
O koltukta bizim 'Elbette Selami' değil de 'başı bağlı' birisi otursaydı ve Atatürk'ün yanında sarıklı bir hocayla meclis balkonunda dua ettiğini gösteren resmi pankart yapıp Şaşkınbakkal çarşısına boydan boya gerseydi, kıyamet nasıl kopardı, merak ettim.
Yani birisi de çıkıp Celal Bayar'ın resmini assa sözgelimi... 'Kimdir bu?' diye soracak gençlere de 'Türkiye Cumhuriyeti'nin üçüncü başkanı' dese... Ne şenlikli olurdu... Bana sorsalar ben de 'halkın seçtiği karşıdevrim önderi' derim.
Cadde boyunca sıralanmış ve hemen hepsi yabancı isimler taşıyan şık butiklerin kaldırıma çıkardıkları adam boyunda 'kolonlardan' bangır bangır Onuncu Yıl Marşı çalıyordu... Aslı değil, Kenan Doğulu'nun günümüz gençlerine seslenen 'disko versiyonu'... Ernesto Che Guevara şarkısının da Amerikan gençlerine seslenen disko versiyonu var ya, onun gibi. Cıs taka taka tak tak.
Onuncu Yıl Marşı çalınıyordu, çünkü Ellinci Yıl Marşı'mız 'pek öyle ahım şahım' değildir.
Altmışıncı, yetmişinci, sekseninci falan da bestelediler de, doğru dürüst dinleyip de ezberleyemedik.
Eh, durup durup İstiklal Marşı çalsan herkes durduğu yere çakılıp kalacak... 'Kortej' ilerleyemeyecek...
('Bağımsızlık Marşı' diyecektim, kimbilir nasıl yadırganır diye vazgeçtim, bakarsın mahkemeye veren bile çıkar! Cumhuriyetin seksen üçüncü yılında milli marşımızın adını Türkçe'ye çevirmek ters karşılanır.)
Elbette yalnız marş yetmeyeceği için 'hard rock' parçaları da çalıyorlardı... Günün anlam ve önemine değilse de gençliğe uygundu.
Sonra da Harbiye Marşı'na dönüyorlardı.
Yaşa varol Harbiye... Yıkılmaz satvetinle... Göklerden gelen bir ses... Sana ne diyor dinle... Kanla irfanla kurduk... Biz cumhuriyeti... Yıldırımlar yaratan... Bir ırkın ahfadıyız...
'Satvet', 'ahfad' gibi kelimeleri Bağdat'ın 'marka giyen cadde gençliği' şıp diye anlıyordu tabii.
Fakat, o da ne? Marşta 'ırktan' falan da sözediliyordu yahu...
Sonra arabalar ve motosikletler kornalarını çalmaya başladılar. Ortalığı müthiş bir uğultu kapladı.
Cumhuriyet kutlanmıyordu, iktidar protesto ediliyordu. Hoşuma gitti tabii. Böyle böyle kurtulacaktık gericilerden. Gözlerim, 1965 model üstü açık ve direksiz bir Chevrolet Impala içinde geçirilecek Atatürk büstünü de aramadı değil... Seksen dördüncü yıl kutlamalarında ihmal etmeyiniz. Nasıl olsa 1923 model araba bulamazsınız, uğraşmayın; bende 1998 model Honda var, idare ederse onu vereyim, bakarsınız Batı'ya karşı Japonya'yla ittifak yaparız belki!
1 Kasım 2006 [ Akşam ]
Engin ARDIÇ |