| |
Güneydoğu'nun insansızlaştırılması yaklaşık 100 yıllık bir hikâye..
Bana kalırsa Hamidiye alaylarının merkezi otoriteden yoksun kalınca Ermenilere saldırması da planlı idi.. Ardından bölgeden Kürtlerin ve Alevilerin tehciri, mecburi iskanı da “tenkil ve tedip”le sınırlı değildi. Sadece Şeyh Said ve diğer onlarca isyanın intikamı alınmıyordu.. Bölge adım adım insansızlaştırılıyordu..
Derken, GAP projesi geldi gündeme.. Su altında kalan yüzlerce köy boşaltıldı. Bu da insansızlaştırmanın bir başka aşaması idi.. Bölgeye küçük fakat daha çok sayıda baraj yapılabilirdi. Bunun maliyeti daha düşük ve verimliliği daha yüksek olurdu.. GAP ekonomimizi tüketti.. Çok geniş bir alan sular altında kaldı. Toprağın emilimi çok yüksekti. Buharlaşması da. Su kaynakları ise sınırlı idi. Bunun bölgede Türkiye, Suriye ve Irak arasında su krizine yol açması muhakkaktı.
Hâlâ Urfa topraklarına bugün bile su verilemiyor ve yeteri kadar elektrik sağlanamıyor. GAP dev bir bataklığa dönüşüyor. Hızla sığlaşıyor ve hâlâ su kanalları projesi tamamlanmış değil..
İstimlak parasını alan, büyük şehirlere göç etti. Bölge biraz daha seyreltildi.
Ardından terör... Türkler, Araplar derken; Keldaniler, Aramiler, Asuriler, Süryaniler, Yezidiler... Kimi büyük şehirlere, kimi Avustralya, Kanada, ABD, İsveç, İsviçre, Almanya, Fransa, İngiltere'ye gitti.
Kürtlerin de gitmesi gerekiyordu. Köy boşaltmalar, köy yakmalar, bastırma, yıldırma, caydırma operasyonlar... Kürtler de yerinden yurdundan edildi.
Sonuç: Sonuç işte bugün gelinen nokta.
Bugün Kürt sorunu denilen sorun böyle içinden çıkılmaz bir hal aldı..
Kürtlerle Türkler arasına bir kan davası sokmayı başardılar. Bir yanda “Şehid anaları”, öte yanda “Cumartesi anneleri”.. Genelkurmay Başkanı “anaların acısı”nı paylaşmak yerine, bu kanı durdurmak için çözüm arayanları “Cumartesi anneleri”nin acısını paylaşmakla suçluyor.. Oysa ağlayan analar bizim analarımız.. Anamızı ağlattılar yıllarca birileri.. Çünkü o siyasi emellerini müstevlilerin siyasi emelleri ile, şahsi menfaatlerini silah tüccarlarının emelleri ile tevhid edenler, bizim kanlarımız ve gözyaşlarımız üzerine kendilerine bu şekilde servet ve iktidar ürettiler.
Hani yarın Kürtleri Türkiye'den kopartsalar, hemen Gurmanço, Zaza, Sorani tartışması başlatacaklar..O da yetmez, ideolojik ve politik ayrışmalar başlayacak. Alevi-Sünni, sağ-sol, Laik-İslâmcı.. Toprak ağaları, köylüler, işçiler..
Kürt Yahudileri, Kürtlerin arasındaki Türkler, bölge halkları ile akrabalık kuran Türkler, diğer halklarla ilişkiler..
Zaten daha şimdiden başladılar "Mardin Süryanilerin şehridir" demeye.. Kürtlerle Ermenileri de karşı karşıya getirecekler..
Benim Urfa'dan Mardin'den vazgeçmeyeceğim gibi, hiçbir Diyarbakırlı, Batmanlı, Hakkarilinin de İstanbul'dan vazgeçeceğini sanmıyorum.. Ülkem, aynı mirası paylaşan insanlarla aramıza emperyalizmin çizdiği mayınlı sınırları geçmeye çalışırken kolunu bacağını yitirmiş insanlarla dolu. Yeni mayın tarlalarına ve aramızı ayıracak sınırlara ihtiyacımız yok bizim.. Hatta neden hâlâ bu hayali sınırlar orada duruyor ki!.. Bu sınırlar, insanların kardeşliğinin önünde emperyalizmin ve onların yerli işbirlikçilerinin ördüğü utanç duvarlarıdır.. Ha mayınlı bölge, ha utanç duvarları..
AB'nin desteğinde, Süryanilerin sahibi olduğu bir şirketin sponsorluğunda Mardin'in Kültür Mirası konulu bir sergi açılıyor.. Sergide daha çok Süryani kiliselerinin resimleri var.. AB temsilcisi ve Süryani sponsor hiç İslâm eseri olmamasının doğru olmayacağını düşünüyorlar, Müslüman bir sanatçıyı arıyorlar ve Mardin'in İslâmi mimarisi ile ilgili güzel bir resim istiyor. O arkadaş da minaresi ile dikkat çeken Ulu Cami'nin resmini gönderiyor. Resim çok güzel, serginin girişine onu koyuyorlar.. Tertip heyetinden CHP'li bir bayan geliyor.. “Ne işi var caminin burada, burada da minare..” şeklinde tepki gösteriyor.. “Aman efendim, biz düşündük, lazım, yanlış anlaşılır” demeleri fayda etmiyor, sonunda razı oluyor, ama resmi girişten aldırıp daha arkalara koydurtuyor.
Bu da işin bir başka boyutu.. Birileri ellerinden gelse bölgeden İslâm'ın adını silecek. Unutmamak gerekir ki, Kürtler de Müslüman.. Türklerin başına gelen, Kürtlerin de başına gelecektir.. O topraklarda da yaşanacak laiklik kavgaları..
Bana kalırsa PKK, laik, demokratik bir Cumhuriyet ve Sosyal Devlet projesi ile, tam da metodik anlamda CHP'nin dayandığı ilkeleri aynen savunuyor.. Yani ideoloji, siyasi duruşu aynı. Tek sorun, bu söylemini Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı yapışı.
Türkiye nasıl Osmanlı'dan ayrıştı ise, aynı metodu uygulayarak TC'den ayrışma yolunda.. Ziya Gökalp bir Kürt biliyorsunuz. Türk Ulusçuluğunun temellerinden önce Kürt ulusçuluğunun temellerini yazmıştı. Rıza Nur'un baskısı ile o formatta hazırladığı Türk Ulusçuluğunun Temellerini.. (Bakınız Rıza Nur'un Hatıratı)
Bütün bu belirsizlikler, kavgalar, kargaşa, sonunda bizi ABD'nin, AB'nin, İsrail'in himmet ve himayesine, desteğine muhtaç hale getiriyor.. İsrail'in de istediği bu.. Türk, Kürt ve Arap Yahudileri ile buluşup Arz-ı Mevud projesini ihya etmek..
Yani Türklere bırakmadıkları toprakları Kürtlere de bırakmayacaklar. Türkler eli ile Kürtleri, Kürtlerin eli ile Türkleri ya da bizim ellerimizle Süryaniler, Ermenileri, onların elleri ile bizleri dövenler, sonunda hepimiz, Siyonizm'in bu artık bugün gizli de olmayan emeline hizmet ediyor.
Yarın gerçekler anlaşıldığında çok geç olabilir. Keşke Ankara da , DTP de bu konu üzerinde yeniden düşünse.. Kibriti gözümüze çok yaklaştırırsak arkasında bir ormanı kaybederiz. Bir de öteki taraftan olaya bakmak, empati yapmak belki bizi daha anlayışlı kılacaktır..
Vakit çok geç olmadan, kritik eşik açılmadan, bu toprakta yaşayan tüm toplulukların temel hak ve hürriyetlerini tanımaktan başka çare yok. Bu onların ayrılma iradelerini güçlendirmeyecek, kardeşliği tahkim edecek ve bizi kucaklaştıracaktır.. Bu kadar kan, bu kadar göz yaşı, bu kadar yoksulluk yeter.
İnat ve meydan okumanın kimseye faydası yok.. Kendi yurttaşlarına karşı yabancı devletlerin koordinasyonu ile çözüm aramak yerine yapacak başka işler yok mu size göre.. Bu kirli kavga bitsin..
Bir imparatorluk mirası üzerine yeni bir ulus devlet inşa etme uğruna bir ömür tükettik. Ulus devlet projesi bitti , biz hâlâ aynı kavgayı veriyoruz.. Yorgan gittiğinde kavga biter bir gün, ama o zaman uğruna kavga ettiğimiz birçok şey de elimizden çıkmış olur.
Tekrar söylüyorum: Adalet, barış, özgürlük, insan hakları, hukukun üstünlüğü, katılımcı, çoğulcu, şeffaf, denetlenebilir bir yönetişim.. Silahlar sussun ve siyasiler konuşsun şimdi.. Sorun siyasallaşsın ve siyasetin adresi olan TBMM gündeme sahip çıksın.. Korkuların çoraklaştırdığı yürekler yerine umudun çiçekleri açsın çocukların gülen yüzlerinde.. Barış herkes için en iyi olanıdır. Barış daha iyidir.. Özgürlük bizi barışa götürecek. Adalet yoksa barış da yok! Barış yoksa, kim kendini özgür hissedebilir ki! Öldürmek ve korkutmak için harcadıkları paranın pek azını barış için harcasa idi ülkeler ve savaşan kuvvetler, dünya eminim daha güzel ve daha güven içinde olurdu..
Selam ve dua ile...
Abdurrahman Dilipak |