ANASAYFA FELSEFE ANTOLOJİ YAZILAR LİNKLER İLETİŞİM
Anasayfa
Felsefe
Antoloji
Linkler
İletişim
 
Bilimsel Araştırma
Yorum Sayfası
Makale & Deneme
Genç Kalemler
Edebiyat Köşesi
 
bütün yazılar!
 
  ekonomi, toplum, din, jeopolitik, felsefe, edebiyat, tarih, metafizik..
 
   İstismar
Etyen MAHÇUPYAN   
 


Askerliklerini yaparken Güneydoğu'da öldürülen sivil gençlerin cenazelerinde bu kez farklı bir yaklaşımla karşılaştık. Aileler yitirdikleri çocuklarının hesabını sorarken, ‘vatan sağ olsun' diyemediklerini belirttiler.

Bir baba, “Çocuğumu bu vatana helal etmiyorum. Benim oğlum şehit değil çünkü savaşa gitmedi... Benim oğlum ne olduğu belirsiz bir savaşın içinde” diye konuştu. Buna gelen yanıtlar ise bir komutanın ağzından, ‘terörün ve ölümün Türkiye'nin kaderi haline geldiği' saptamasıyla, Başbakan'ın, “Askerlik herhalde yan gelip yatma yeri değil” şeklindeydi. Başbakan'a göre şehitlik, vatan için mücadelede ölenlerin ‘taltif' edilmesiydi. Ayrıca bundan böyle başka şehitlerin olması da beklenmeli ve bu durum istismar edilmemeliydi...

Söz konusu tepkiler bu ülkeyi yönetenlerin yaşanmakta olan gerçeklik karşısında ne denli aciz kaldığını göstermenin yanında durumu pek anlamadıklarını akla getiriyor. Çocuklarını Güneydoğu'daki çatışmalarda kaybeden ailelerin davranışı duygusal ‘infial'e indirgenemez. Bu davranışın ardında öncelikle son yirmi yılda değişen zihniyetimiz var. Çünkü artık şiddet ve güç kullanılarak herhangi bir sorunun çözülemediğine, bu yaklaşımın ahlaken gayri meşru olduğuna inanıyoruz. Yaşamımızdaki her alanda karşılıklı diyaloğu, birbirini anlamayı, birlikte karar vermeyi önemsiyoruz. Nitekim artık çocuklarımızı da elden geldiğince böyle eğitiyoruz... Dolayısıyla ülkenin bir toplumsal/siyasal meselesini salt güç kullanımıyla ‘çözme' iddiasında olan devlet politikasının da yanlış olduğunu düşünüyoruz. İkinci olarak, devletin yıllar boyu bize ‘sunduğu' resmî söylemlerin gerçek yaşanmışlığı temsil etmediğini, onu yüzeyselleştirip çarpıttığını; bizi sürekli bir ideolojik manipülasyon altında tuttuğunu fark ediyoruz. Sonuç olarak da artık devlete ve devlet adına davrananlara pek fazla güven duymuyoruz. Üçüncüsü, Kürt meselesinde devletin yirmi yıldan bu yana şiddet kullanmanın ötesinde hiçbir araç üretemediğini, iyi niyetli adımların devlet içi ‘kaygılar' sonucu cılız kaldığını, yönetimin askerî bir bakışa esir düştüğünü görüyoruz. Bugün halen Kürtlerin kendi kimlikleriyle parlamentoda temsil edilmemeleri için her şey yapılmakta; geçmişte parlamentoya girenlerin nasıl enselerinden tutularak hapse atıldıkları da hatırlarda. Ayrıca binlerce köyün boşaltılmasına, yüz binlerce insanın yerinden edilmesine yol açan bir ‘strateji'den söz ediyoruz. Çocuklarını savaşa gönderenler bunları görmezden gelemiyor... Devletin bunca yıldır meselenin çözümü bir yana, olayı daha da kronik hale getirdiğini adım adım izliyor. Bu nedenle de çatışmada ölenlerin boş yere heba olan hayatlar olduğunu düşünüyor. Nihayet dördüncü olarak, zamanımızda aile içi ilişkiler de değişmekte. Özellikle kentli ailelerde yemeyip içmeyip çocuk yetiştiren, belki birçok çocuğundan sadece birini üniversiteye gönderebilenler için o gençlerin anlamı doğal olarak çok daha farklı. Dahası ebeveyn ile çocuk arasındaki mesafe de giderek azalmakta, birçok ailede gençler aynı zamanda birer arkadaş haline gelirken, aileler gençleri temel eksen alan birer kültürel odağa dönüşmekte...

Dolayısıyla artık ‘şehit söylemi'nin çocukları ailelerden koparmak için yeterli olmadığı bir zamanı yaşıyoruz. Çünkü bu mücadele için ölmek pek anlamlı görünmeyebildiği gibi, akıllıca da gözükmeyebiliyor. Bu insanlar devlete karşı değiller ama akılsızca davranan bir devletin parçası olmayı da içlerine sindiremiyorlar. Eğer ortada bir istismar varsa, bunu yapan herhalde aileler değil... Tehlike karşısında vatanı savunmak ne denli meşru ise, bu tehlikeyi ortadan kaldırmakta acz içine düşen bir yönetim altında bu duruma isyan etmek de o denli meşru. Vicdani ret artık hepimizin gündeminde...

11.09.2006 [ Zaman ]

Etyen Mahçupyan