|
|
|
|
|
|
| ekonomi, toplum, din, jeopolitik, felsefe, edebiyat, tarih, metafizik.. |
|
|
|
|
|
Kavram sahtekârlığı
|
Ahmet Varol |
|
| |
Kavram sahtekârlığı insanların beyinlerini işgal etmenin önemli bir yoludur. Çağdaş emperyalizm işgalcidir. Fakat onun işgalciliği sadece topraklara yönelik değildir. Onun işgal politikalarında öncelikli olarak hedeflediği, insanların beyinleridir. Beyinlerin işgal edilmesi toprakların işgal edilmesini kolaylaştırmaktadır. Hatta bazen toprak işgaline ihtiyaç bile bırakmamaktadır. Beyin işgalinde muhtelif metotlara başvurulur. En yaygın olarak kullanılan metotlardan biri de kavram sahtekârlığıdır. Son dönemde kavram sahtekârlığının etkili bir şekilde kullanıldığını görüyoruz. Bu sıralarda hileli amaçlar için kullanılan kavramlardan biri de “uluslararası toplum”dur. Amerikan emperyalizminin kendi çıkarları ve hesapları için öne sürdüğü taleplerini sürekli “uluslararası toplum”un istekleri olarak yutturmaya çalıştığını görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde HAMAS heyetinin Türkiye'yi ziyareti esnasında yaptığı açıklamalarda Türkiye yetkililerinden “uluslararası toplum”un taleplerini bu heyete bildirmelerini istediğini vurguladı. Aynı vurgu İran'la ilgili taleplerde de öne çıktı. Bu ülkeye yöneltilen baskıların sebepleri kamuoyuna sürekli “uluslararası toplum”un talepleri olarak lanse edildi. İşgalci siyonist devletin açıklamalarında da Amerikan emperyalizminin bu yönlendirme çabalarına destek sağlanması için uğraşıldı. Böyle bir kavram insanların zihinlerinde iki önemli çağrışım yapmaktadır: Birincisi, öne sürülen taleplerin dayatmacı yönetimlerin değil kitlesel tabanın talepleri olduğu. İkincisi dünyadaki kitlesel çoğunluğun bu talepler üzerinde ittifak ettiği. Bu tür çağrışımlar aynı zamanda öne sürülen taleplere bir meşruiyet kazandırmaktadır. Çünkü zihinlerde “ABD ve İsrail'in dayatmaları” kanaati hâsıl olursa tepki ağır basacaktır. En azından, Irak'ta ve Filistin'de ABD ve İsrail'in gerçek kimliğini gören insanın psikolojisinde red ciheti ağır basacaktır. Ama toplumlara mal edilen veya mal edilmiş kılıfı geçirilen taleplerde işte bu red ciheti psikolojik yönden de olsa kırılmaktadır. İşin gerçeğinde emperyalist dayatmacılığa “uluslararası toplum” kılıfının geçirilmesi insanlığa, insanoğlunun tarih boyunca kazanmış olduğu tüm ahlâkî değerlere hakarettir. Çünkü ahlâkî değerlere saygı duyan insanlığın çağdaş emperyalizmin dayatmacı ve baskıcı politikalarını onaylaması, bu politikaların hâkim kılınması için öne sürülen taleplerin geçerliliği üzerinde görüş birliğine varması asla söz konusu olamaz. Bu itibarla insanlığa ve insana değer kazandıran kazanımlara saygı duyanların emperyalist dayatmacılığı onaylıyormuş gibi gösterilmeyi kesinlikle onaylamaması gerekir. Bu konuda başka hiçbir şey yapamıyorsa zihnini açık, beynini uyanık tutması ve emperyalist güçlerin açıklamalarındaki “uluslararası toplum” kavramının hile amaçlı kullanıldığını bilmesi gerekir. Kavram sahtekârlığında son dönemde kendisinden en çok yararlanılan kavramlardan birinin “terör” olduğu bilinmektedir. Bu konudaki hilebazlık ve sahtekârlık öyle bir noktaya varmıştır ki artık üzerinde yorum yapmaya bile ihtiyaç kalmamıştır. Ama ilginçtir ki durumun böyle olmasına rağmen HAMAS heyetinin son Türkiye ziyaretiyle irtibatlı olarak yoğun bir şekilde kullanıldığını gördük. Zihinlerde tepki duygularının harekete geçmesine yol açan kavramların bir şeylerle irtibatlı olarak kullanılması antipropagandanın etkili metotlarından biridir. İddianın isabetli olup olmaması da çok önemli değildir. Önemli olan zihinlerde çağrışım yaptıracak refleks sebeplerinin oluşturulmasıdır. Hatta söz konusu iddialara karşı yapılan savunmalar bile bu refleksi canlı tutar ve antipropaganda malzemesi olarak söz konusu kavramdan yararlanmak isteyenlerin amaçları tahakkuk etmiş olur. Bu sebeple biz söz konusu iddialara karşı savunma pozisyonuna geçilmesine bile taraftar değiliz. Bunun yerine onların üzerlerine aynı taktiklerle gitmek ve bize, bizim insanımıza karşı kullandıkları kavram silahlarını onlara çevirmek gerekir. Kavram sahtekârlarının sıkça yararlanmaya çalıştıkları kavramlardan biri de “barış”tır. Ne kadar ilginçtir ki terörle ve savaşla kurulmuş, şimdiye kadar sürekli şiddete başvurarak ayakta durmuş, hayatını sürdürebilmek için bunları kullanmayı zorunlu gören bir devleti meşrulaştırmak dünya kamuoyuna “barış” olarak lanse edilince böyle bir devletin gasp ettiği hakları isteyenler barışı engelleyenler olarak tasavvur ediliyor. İşte bu “barış” sahtekârlığı karşısında da uyanık olmak ve kimin ne istediğini çok iyi bir şekilde anlamaya çalışmak gerekir.
[
Vakit
] 23 02 2006
Ahmet Varol |
| |
|
|