
Sanat kaçınılmaz olarak var olanın bir parçasıdır ve ancak var olanın parçası olarak var olana karşı konuşur.”(marcuse,1997;12)
Giriş
Kültür endüstrisi alt yapı kurumları ve üst yapı kurumlarının birlikteliğine ve etkileşimine işaret eder. Alt yapının ve üst yapının iç içeliğini ifade eden kültür endüstrisi kavramı eleştirel kuramın temel aldığı düşünceyi ortaya koyar. Marksist bir gelenekten gelen Frankfurt Okulu üyeleri modern toplumda kapitalizmin yeni bir şekil aldığı ve marx’ın yaşadığı dönemde ki gibi ağır şartların olmadığına işçilerinde sistem içerisine entegre olduklarına işaret eden eleştirel teorisyenler üst yapının önemini vurgulamışlardır. Onlara göre kültür yalnızca ideolojinin ve ekonomik olanın bir görünümü değil yarı otonom bir alandır. Düşünce ve kişiliğin ekonomik sistemden kaynaklandığını onaylamakla birlikte Ortodoks Marksistlerden ayrı olarak kültür ve ideolojinin toplumda bağımsız bir rol oynadığını ve katıksız ekonomik determinizm yapmak toplumsal olanı basite indirgemek olacağını belirtmişlerdir.
Adorno ve Horkheimer’in birlikte yazdığı aydınlananın diyalektiği kitabında kültür endüstrisi kavramı bir kültür kuramı geliştirmekten çok endüstri kuramı geliştirmek için kullanılmıştır ve kültür endüstrisi eleştirisi temelinde modern toplumun bir eleştirisi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kültür endüstrisi kavramıyla kültür tümel tarafından özerkliği işgal edilmiş bir şekilde yeniden tanımlanır. Bu özelliğiyle kavram bir kültür eleştirisi olmaktan çıkıp tümeli sorgulayan bir ideoloji eleştirisi haline gelmiştir. Bu açıdan kültür endüstrisi kavramıyla getirilen geç kapitalizm eleştirisi Marx’ın kapital ile getirdiği eleştiriyle karşılaştırılabilir. Adorno’nun kültür endüstrisinin en çok eleştirdiği özelliği aldatıcı olan yanıdır. Bu eleştirinin temelinde Marx’ın meta fetişizmi analizi yatar. Adorno’ya göre kültür endüstrisinin ürettikleri, metalaşan sanat yapıtları değil daha en baştan Pazar için üretilmiş metalardır.(Dellaloğlu,2003;97)
Bir modern toplum eleştirisi olarak;kültür endüstrisi ve kitle kültürü
Frankfurt okulunda kültür endüstrisi ve kitle kültürü bir toplum eleştirisi olarak karşımıza çıkar. Modern toplumda teknolojik gelişim ve teknik ilerlemeler toplumu denetimi altına almıştır. Kitle iletişim araçlarıyla artan tahakküm tüm toplum üzerinde denetimini sağlamıştır ve kitle iletişim araçlarının uyguladığı bu denetim öyle artmıştır ki düşünce bile eleştirel yanını kaybetmiştir. Ve bu tahakküm alternatif düşünceleri yok ettiği için toplum Marcuse’nin kavramıyla tek boyutlu hale gelmiştir.
Adorno ve Horkheimer Aydınlanmanın diyalektiğinde aydınlanma projesinin çıkmaza girdiğini savunur. Özerkliği kalmayan akıl bir araç haline gelmiştir öznel aklın pozitivizm tarafından öne çıkarılan biçimselci cephesinde nesnel içerikle bağlantısızlığı vurgulanır. Pragmatizmin öne çıkardığı araçsal cephesinde ise kendi dışında belirlenmiş içeriklerine teslim oluşu belirginleşir. Akıl bütünüyle toplumsal sürece boyun eğmiştir. Aklın araçsal değeri doğa ve insan üzerinde egemenlik kurulmasında oynadığı rol tek ölçüt durumundadır.(Horkheimer, 1994) aydınlanmanın insan özgürlüğünü getireceği ve eleştirel düşünceyi destekleyeceği öngörülüyordu. Fakat rasyonalite akıl ve bilimsel bilgi kendileriyle birlikte toplumsal yaşamın araçsal denetimini getirmiştir. Aydınlanma akılı ve dikkatli bir toplum yerine dar pragmatik bir rasyonalite biçimi ile belirlenen bir dünyaya yol açmıştır. Bürokratik teknolojik ve ideolojik güçler insan özgürlüğünü kısıtlamış ve pasif tek tip tüketicilerden oluşan bir kitle toplumu yaratmıştır. Buna karşılık toplumsal elitler bu değişimler sayesinde kendi güçlerini sağlamlaştırmıştır. (Smith, 2005;72) Toplum karı azamileştirmek için üretilenlerden memnun ve inisiyatifini kaybetmiştir bir haldedir. Eğlence ve medya şirketleri karı azamileştirmek için “meta” üretirlerken sanatsal yaratıcılığın da önüne geçmektedirler. Üretilen meta inisiyatifini kaybetmiş toplumu sürekli eğlence ve hazza iter.
Kültür endüstrisi ne yaptığını bilmeyen ve durmaksızın eğlenen bir kitle toplumu yaratmanın yanı sıra kapitalizm yanlısı ideolojileri de aktif olarak yayar. Uyum sağlama tüketme sıkı çalışma ve bireysel olarak başarma gereksinimleri ile ilgili mesajlar kültür endüstrisinin tipik bir özelliğidir. Bunlar işgücünün motivasyonuna yardımcı olur ve kolektif eylemi engellerler (Smith, 2005;70) ve böylece düzen kendini yeniden üretir.
Modern toplumda ailenin çözülmesiyle birlikte tecrit edilen birey toplumsal iktidarın keyfine bağımlı kılınmıştır. Tıpkı akla çağrıda bulunan tiyatronun tersine, sinema seyircilerinin kültür sanayicileri tarafından biçimlendirildiği gibi sinema insana düşünme payı vermeyecek kadar hızla akıp gider (Touraine, 1995;121). Sinema modern toplumda temel işlevini insanlara nasıl yaşanması gerektiğini ve nasıl yaşanmaması gerektiğini gösteren birer araç olmuşlardır. Sinema bireyi kalabalıkla bütünleştirir. Ve böylece büyük bir kitle toplumu yaratır. Tiyatronun tersine sinema eleştirel düşüncenin önüne geçmiş ve toplumu kitle kültürüne adapte etmenin bir aracı olmuştur.
Salon konser opera tiyatro olgusallığın başka bir boyutunu yaratmak için tasarlanır. Onlar katılmak bayramlara özgü bir hazırlığı gerektirir; gündelik yaşantıyı kesintiye uğratır ve aşarlar.(Marcuse, 1997;55) Şimdi neredeyse güzel sanatları herkesin parmak uçlarında bulabilmesi ve bunu yalnızca müzik setinde ki bir düğmeyi çevirerek ya da yalnızca bitişindeki dükkâna uğrayarak yapabilmesi iyi bir şeydir. Bununla birlikte bu yayılım içinde güzel sanatlar içeriklerini yeniden yapan bir kültür makinesindeki çarklar olurlar.(Giddens,2000;230). Modern toplumda insanların gideceği yerler merkezlerde toplanmışlardır. Hükümet merkezi; alışveriş merkezi; kültür ve sanat merkezi gibi bu merkezler insanların aradıkları şeyleri kolayca bulmalarını sağlamıştır. Sanatın bu kadar kolay elde edilebilirliği ve herkesin ona kolayca ulaşabilmesi sanatın değerini düşürmüştür.
İnsanların kitle kültürü ortamlarından aldıkları hazır düşünce ve davranış kalıpları ikinci adımda sanki insanların kendi düşünceleriymiş gibi kitle kültürünü etkiler ve güçlendirir.
.
Edebiyat eserleri de modern toplumda metalaşmanın ve ideolojinin kurbanları olmuşlardır.
Modern toplum öncesi edebiyat eserlerinde ‘öteki boyutu’ temsil edenler dinsel tinsel ahlaksal kahramanlar değil (ki bunlar çoğu kez yerleşik düzeni desteklerler.) ama daha çok sanatçı, fahişe, zina yapan kadın, büyük suçlu ve toplum dışı birey savaşçı, isyancı – ozan şeytan aptal gibi karışıklık yaratıcı karakterlerdir-bir geçim kazanamayanlar, en azından düzenli ve olağan bir yolda.(Marcuse, 1997;57). Bu karakterler düzenin olumsuzlanmasına hizmet ederler. Marcuse ‘ye göre bu karakterler tam olarak da edebiyat eserlerinden kaybolmuş değillerdir, fakat öz olarak çok fazla değişim göstermişlerdir. Bu karakterler artık yaşamın başka bir boyutunu göstermezler. Farkı yaşama biçimlerini de yansıtmazlar. Artık edebiyat eserleri içerisinde karşılaşacağımız bu tip karakterler karşımıza hilkat garibeleri, ucubeler, normal hayattan paylarını alamamış olanlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar ve bu karakterler yerleşik düzenin olumsuzlanması değil tam tersine olumlaması olarak karşımıza çıkmaktadırlar
İleri sanayi toplumlarının toplumsal ve siyasal bağdaşıklığı diye sürdürür sözlerinin Marcuse, kültür düzeyinde de buna tekabül eden bir bağdaşıklık yaratmıştır. Eski zamanlar da yüksek kültür ya da Marcuse‘nin sık sık kullandığı deyimle entelektüel kültür mevcut toplumsal gerçekliklerden uzak ve bu düzende bu gerçekliklere karşı açık açık ya da üstü kapalı bir biçimde hasmane bir tavır alan ideallerini yüceltirdi. Marcuse bunun kendi başına hiçbir zaman önemli bir toplumsal değişim kaynağı olmadığını kabul ediyordu. Çünkü yüksek kültür bir azınlığın malıydı ve gündelik hayat faaliyetlerinden belli bir uzaklıkta işliyordu. (Giddens,2000;229). Kültür endüstrisi gerçek bir kültür değil kendiliğindenliği olmayan metalaşmış bir sözde kültür üretmektedir. İleri sanayi toplumunda yüksek kültür ve alçak kültür ayrımı da kalmamıştır. Kitle iletişim araçlarıyla yayılarak banalleştirilmiştir. Yüksek kültür kitle iletişim araçları yoluyla yayılması, banalleştirilmesi olumsuzlama gücünü yitirmesine neden olmuştur. Fakat bu umutsuzluğun yanı sıra Marcuse sanatın içine gizlenmiş bir olumsuzlama gücünün varlığını bu gücü sayesinde tek boyutlu düşünceyi ve teknolojinin tahakkümünü yıkıcı bir niteliğe sahip olduğunu söyler.
Sanatın eleştirel gücü ve özgürlük mücadelesine katkısı estetik biçiminde saklıdır. Bir sanat yapıtı, hakikiliğini özgünlüğünü ne içeriğinin ne de saf biçiminin erdeminden değil içeriğinin biçime dönüşmesinden alır. Şu bir gerçek ki estetik biçim sanatı saf ve basit güncellikten, sınıf mücadelesinin güncelliğinden uzaklaştırır. Ancak estetik biçim sanatın verili olana karşı özerkliğini gerçek kılar. Bu ayrım yanlış bir bilince ya da basit bir yanılsamaya değil, gerçekçi statükocu anlayışa bir olumsuzlama olan bir karşı bilince yol açar.(Benjamin’den aktaran;Marcuse,1991;87)
Adorno standartlaştırma insanları oyalama pasifleştirme ile mevcut toplumsal düzeni güçlendirdiği için caz’a ve popüler müziğe hücum etmiştir. Ona göre caz yabancılaştırmayı arttırmaktadır. Bunun gibi bilincin gerilemesinin bir belirtisi dediği astroloji ve gizli ve bilinemeze olan merakı küçümsemektedir. İnsanlar insanlığın tabiat üzerindeki egemenliğinin, insanın insan üzerindeki egemenline dönüşmesi dehşetinin doğadan gelecek her şeyi aştığı donmuş bir dünyayı anlama çabası içinde astrolojiye müracaat ederler astrologlar müşterilerini sömürür psikolojik güven sağlayarak mevcut toplumsal yapının ayakta kalmasına yardımcı olurlar.(Wallace, 2004;120)
Müziksel üretimin ve müziksel tüketimin kapitalist süreç tarafından özümsenmesi sonucunda müzik şeyleşmiş ve rasyonelleşmiştir; insanlar arasında, onların yakın ilişkiler içinde sürdürdükleri yaşamda birlik oluşturan insanların bencil ve kaba itkilerini bu birliktelik için yüceltilmeyen müziğin dolaysız kullanımından çıkarılmıştır. Günümüzde müzik bu nedenle yaşadığımız toplumun çelişkilerini yansıtmaktadır. (Oskay, 2001;55)
Bunun yanı sıra çeşitli dinleyici kitlelerinin faklı müzik çeşitlerini dinleyebiliyor olması da bu yanılgının bir parçasıdır. İnsanlar güya birçok çeşit arasından kendi beğenileri doğrultusunda seçim yaparlar fakat ne müzik bir farklılık gösterir ne de seçimler. Şöyle ki zaten bütün müzik çeşitlerinin aynı kalıptan çıkmışçasına birbirine benzemesi ve aynı ideolojinin kaynaklık ettiği bilincin yansımaları olması dolayısıyla seçim mümkünsüzdür. Diğer taraftan ise zaten belirlenmiş bilinç; sunulan ürünleri ve seçilmesi gerekenleri sınırlandırmıştır
Sanatın metalaşması
Sanatla kapitalist üretimin renginin birbirine karıştığı ileri sanayi toplumlarında sanat metalaşmıştır. Sanat eserinin değerini onun getirdiği kazanca ve karının ölçüsüne göre belirlendiği ileri sanayi toplumunda sanatın bir piyasası vardır. Sanat eserinin estetik değeri onun yaratıcılığı, özgüllüğüyle değil pazara uygun üretimiyle alakalıdır. Ve üretile bu kültür metaları birbirine büyük bir benzerlik gösterir. Çünkü esasında pazarın durumuna göre üretilmişlerdir ve bir bakıma birbirlerinin tekrarıdırlar ve kültür ürünleri tekellerin denetimi altındadırlar.
Bunlar önde gelen eğlenc eve medya şirketleridir. Adorno ve horkheşmer’in yazdığı dönemde bunlar metro goldwyn mayer (mgm) , twentieth centry –fox ve raio corparation of america gibi kuruluşlar idi.bugün ise bu kuruluşlar Disney , sony pictures time worner ve ruper murdoch new corparotion gibi şirketlerdir. Bu şirketler eğlence ürünlerinin üretiminde ve dağıtımında çıkarları olan ve kültür ürünleri üzerinden kar eden kuruluşlardır.
Adorno ve Horkheimer’ın işte asıl bu düzeyde konuya önemli açıklıklar getirdiğini görüyoruz. Bu iki düşünüre göre çağımızda nesnel toplumsal eğilim, en önde gelenleri ve güçlü sektörlerinde yer alan büyük mali ve sınaî kuruluşların kendi yönetimlerindeki kendi özel amaçlarında oluşup biçimlenmektedir. Bunlar çelik petrol elektrik enerji ve kimya sektörleridir. Kültür endüstrisindeki tekeller endüstrinin diğer sektörleri karşısında zayıf ve bağımlı konumdadırlar bu tekeller endüstrinin önde gelen asıl güçlü sektörlerini hoşnut etmek zorundadırlar. Kültür endüstrisinde ki bu ikinci dereceden tekeller kitle toplumunda ki kendi faaliyet alanlarında (ki bu, alan ”özgür ama şu ya da bu biçimde düzene uyup gitmesini bilen bir düşünsel liberalizmle ve Yahudi entelektüellerle yakından bağlantılı bir tip meta üretmektedir.) seri işten çıkarmalar kızağa çekilmeler gibi işlemlere uğramayı göze almadıkça ihmal etmezler.(Oskay,2002;194 )
Şeyleşme, başlangıcı örgütlenmiş toplumun ilk kuruluşuna ve aletlerin ilk kullanılmasına kadar götürülebilecek bir süreçtir. Ama insan faaliyetinin bütün ürünlerinin metaya dönüşmesi ancak sanayi toplumunun doğuşuyla gerçekleşmiştir. Malların satılabilirliği ve dolayısıyla belirli bir emek türünün üretken olup olmadığını belirleyen pazar fiyatıdır. Eskiden bir sanat yapıtının amacı dünyaya ne olduğunu söylemek nihai bir yargıda bulunmak olurdu. Sanat yapıtının bu özelliği günümüzde ortadan kalkmıştır. Beethoven’in eroica senfonisini düşünün bugün ortalama bir konser izleyicisi bu yapıtın nesnel anlarını kavramaktan acizdir. Bugün senfoni şeyleştirilmiş bir müze parçası haline, starların performansı için bir vesile ya da belli bir zümreye dahilseniz mutlaka katılmanız gereken bir toplantı aracı haline getirilmiştir. Sanat yapıtlarını kültürel bir metaya dönüştürür bu süreç tüketimlerini ve gerçek niyet amaçlarımızdan kopuk, rasgele düzensiz bir duygular dizisine. Sanat politika ve dinden olduğu gibi doğruluktan da koparılmıştır.(Horkheimer,1994;81). Adorno ve horkheimer e göre u tür kuruluşlar eleştirel düşünceyi ve insan özgürlüğünü güçlendirmekten çok karı azamileştirmek için mal üretirler. Bunu yaparlarken de dar bir amaç araç rasyonalitesi ile yönlendirilirler ve gerçek sanatsal yaratıcılığa olanak tanımaktan çok bürokratik ve endüstriyel kartellerin niteliklerini benimserler. Aydınlanmanın tipik ifadesini sinema ve radyoda bulan ideolojiye doğru gerileyişi söz konusudur.burada aydınlanma özellikle verimlilik hesabına dayanır ve üretim ve dağıtım tekniklerinden oluşur.(Smith,2005;71)
Onların yapmaya çalıştıkları şey kitle kültürünü estetik özelliklerden arındırmak ve sanatın olumsuzlama gücünü yok ederek düzene entegre olmuş onu olumlayan ve yeniden üreterek sistemin/statükonun devamlılığını sağlamaktır. Bunu da ancak sanatı sadece zevk ve eğlence olarak algılayan yanlış bilinçler yaratarak ve sanatı da estetik boyutundan uzaklaştırarak karı azamileştirmek için üretilen metalar haline dönüştürmekle mümkündür.
Kitlesel olarak üretilen lüks tüketim maddelerinin ucuzlamasıyla birlikte sanat metaların karakterinde büyük değişiklikler olmuştur. Burada yeni olan sanatın metalaşması değildir fakat sanatın özerkliğinden vazgeçmesi ve tüketim metaları içinde yerini gururla almasıdır. Sanat ayrı bir alan olarak yalnızca burjuva toplumunda mümkün olabilmiştir. Fakat pazar yoluyla gelişen toplumsal amaçlılığın olumsuzlanmasıyla sanatın özgürlüğü meta ekonomisi tarafından sınırlandırılmıştır. Yeniden üretilmiş sanat yapıtı, giderek yeniden üretilebilirlik için tasarlanmış sanat yapıtına dönüşmektedir.(Dellaloğlu,2003;101)
Adorno sanatın metalaşmasını müzik özelinde ele alır. Adorno’ya göre müziği onun dolaysız kullanımının içinde gerçekleştirilmekte olduğu kültürel yaşam ortamından ayıran ve onun gelip geçici sesler topluluğu biçiminde bir meta durumuna getiren süreç boyunca müzik basit dolaysız kullanım biçiminden ayrıldıkça kendi yabancılaşmasını ve insanoğlundan soyutlanışını da tamamlamış oluyordu. Müziğin fetişleşmesi dışında esasında insanın da yeniden üretilmesiyle bilincin körelmesiyle halesini yitirdiği rahatlıkla söylene bilir. Kültür endüstrisiyle beraber “şey” lerle dolu bir dünyada insanın da bir şey olması garipsenmemelidir.bu anamda Adorno müziğin kitschleşmesiyle birlikte insanın dinleme yetisinin de aynı doğrultuda gerilediğini belirtir.(Oskay,1982;38)
Adornoya göre müzik düzenli bir sürecin bir parçası olarak estetik deneyimin nesnesi olmaktan kullanın değerinden uzaklaştırılmakta ve değeri Pazar tarafından belirlenen bir değişim değeri kazanmaktadır. Buna dayanarak Adorno sanatın ürüne indirgenmesine müzik mallarının standartlaşmış niteliğine dayanan bir eleştiri sunar (Kejanlıoğlu, 2005;173) Bu durumda ileri sanayi toplumunda iyi ve başarılı müzik eseri çok satan ve kar getiren müzik eseridir.
Sonuç
Marksizme eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşan felsefi temellerini Hegel’den alan Frankfurt okulu üyeleri ortadoks marksizmin tersine üst yapıyla temellendirilmiş ekonomik determinizmi reddeden kuramıyla marksizme yeni bir açılım getirmiştir.
İleri sanayi toplumuna ilişkin tespitleri ve ona getirdikleri açıklamalar kültür endüstrisi eleştirisi ile bütünleşmiştir. Eleştirel teorinin en önemli kavramlarından biri kültür endüstrisi kavramıdır. Bu kavram ekonomik etkiyi de vurgu yaparken kültürün yarı otonom bir yapısın varlından da söz etmektedir. Kültür bir taraftan ekonomik yapıdan etkilenirken diğer taraftan da etkilemektedir. Kültür endüstrisinin yaratmış olduğu kitle kültürü bireylere özgürlük vaatlerinde bulunarak ve onlara sözde özgürlük sağlayarak ideolojinin sürekliliğini sağlamışlardır. Kültür endüstrisinin yarattığı tek boyutlu düşünce; alternatiflerin yok edilmesi eleştirel düşünceyi yok etmiştir.
Bununla birlikte Frankfurt okulu üyelerinin yaşadığı dönemde meydana gelen bir takım toplumsal değişimler, dünyayı yöneten faşizm ve otoriter rejimlerin ortaya çıkışı onları bir umutsuzluğa sevk etmiştir. Fakat. Eleştirel teorisyenler sanatın içeriğinde bulunan olumsuzlama gücünü ve eleştirel yanını hala kendi içinde taşıdığını söylemişlerdir. İleri sanayi toplumunda /sanatın metalaştığı toplumda; sanatın ne denli özerk ve eleştirel olabileceği de tartışılır bir mevzudur.
Kaynakça
Horkheimer, Max,(1994), Akıl Tutulması ,(çev; Orhan Koçak) Metis Yayınları, İstanbul
Horkheimer, Max – Adorno, Theodor ,(1995), Aydınlanmanın Diyalektiği. (çev; Oğuz Özügül) Kabalcı Yayınevi, İstanbul.
Marcuse, Herbert,(1997) Tek- Boyutlu İnsan (çev; Aziz Yardımlı) İdea Yayınları, İstanbul
Marcuse, Herbert,(1991) , Karşı Devrim ve Başkaldırı , (çev; Gürol Koca- Volkan Ersoy) Ara Yayınları İstanbul
Marcuse Herbert (1997) Estetik Boyut , (çev; Aziz Yardımlı) , İdea Yayınları İstanbul
Giddens, Anthony ,(2000) Siyaset Sosyoloji ve Toplumsal Teori (çev; Tuncay Birkan ) Metis Yayınları İstanbul
Oskay, Ünsal (2001), Müzik ve Yabancılaşma, Der Yayınları istanbul.
Dellaloğlu, Besim F.(2003), Frankfurt Okulunda Sanat ve Toplum, Bağlam yayınları, İstanbul
Wallace ,Ruth A. (2004), Çağdaş Sosyoloji Kuramları (çev; Leyla Elbruz) Punto Yayınları , İzmir
Smith, Philip (2005) , Kültürel Kuram (çev;s. Güzel Sarı – İ. Gündoğdu) Babil Yayınları İstanbul
Touraine, Alain (1995), Modernliğin Eleştirisi, (çev; Hülya Tufan) Yapı Kredi Yayınları İstanbul
Kejanlıoğlu,d.beybin(2005) Frankfurt Okulun’un Eleştirel Bir Uğrağı: İletişim ve Medya , Bilim ve Sanat Yayınları , Ankara
Nilüfer Koçak
niliskocak@hotmail.com |