ANASAYFA FELSEFE ANTOLOJİ YAZILAR LİNKLER İLETİŞİM
Anasayfa
Felsefe
Antoloji
Linkler
İletişim
 
Bilimsel Araştırma
Yorum Sayfası
Makale & Deneme
Genç Kalemler
Edebiyat Köşesi
 
bütün yazılar!
 
  toplum, felsefe, din, jeopolitik, ekonomi, edebiyat, tarih, metafizik..
 
   Normalleşme Zamanı
Etyen MAHÇUPYAN   
 


Türkiye önümüzdeki hafta yeni cumhurbaşkanını seçmiş olacak ve ilk kez bürokratik kariyerden veya tek parti geleneğinden gelmeyen biri bu makama oturacak. Abdullah Gül'e yapılan itirazların önce başörtüsü üzerinde yoğunlaşması, ardından bunun önemli olmadığı, asıl ‘kafanın içine' bakılması gerektiği; derken bunun da anlamsız ve abes olduğunun farkına varılarak kendisinden bir ‘jest' beklenmesi, gerçek meseleyi de ortaya koymaktaydı... Gerçek mesele devletçi laik kesimin demokrasiye rağmen bu ülkeyi yönetmekte olduğunu bir kez daha kanıtlama ihtiyacı içinde olmasıydı. Seçimlerde %47 oyla iktidarı tek başına almış olan, ülkeyi AB'ye, özgürlüklere doğru götürme açısından samimi gayret gösteren bir partinin önünün kesilmesi ilk bakışta meşru gözükmüyordu. Bu nedenle devletçi medyanın manipülasyonu altında AKP'nin psikolojik olarak diz çökmesi sağlanmaya çalışıldı. Askerin Hudson skandalı sonrasında mecburen geri plana çekilmesi ile, medya bürokratik vesayetin temsilciliğine soyunmuş ve aklınca AKP üzerinde baskı kurmuştu...

Ancak bu kesimin hala anlamadığı bir şey var... Dünya meşruiyet kavramının içeriğinde önemli bir değişim yaşamakta ve bu değişim Türkiye toplumunu da derinden etkilemekte. Söz konusu değişim, toplumsal iradenin tecelli etmesi açısından geçerli olan meşruiyet kavramını geleneksel güç ilişkileri bağlamından uzaklaştırarak demokratlaştırıyor. Dolayısıyla Türkiye'de resmi ideolojiden beslenen meşruiyetin de değeri ve anlamı giderek düşüyor. Nitekim son altı ayda yaşananlar ülkenin klasik siyasi dengeleri açısından bir tür kırılmayı ifade etti. Çünkü başörtüsü nedeniyle Gül'ün cumhurbaşkanlığına karşı çıkılmasının ardındaki laikliğin gerçekte sadece resmi ideolojinin savunulması olduğu anlaşıldı. Ayrıca Gül'e yapılan itirazın askeri vesayetin devamını ve otoriter bir rejim tercihini ortaya koyduğu ölçüde, doğrudan demokrasiye karşı olduğu da açıkça görüldü.

Diğer bir deyişle seçim öncesi yapılan yanlış seçim sonrasında da devam etti. Gül'ün yargı marifetiyle engellenmesi demokratik sürece darbe olarak algılanmıştı. Seçim sonrasında da bu kez medya marifetiyle aynı şeyin yapılması, Gül'ü bir tür demokratik sembol haline getirdi. Böylece karısının başörtüsünün bir ‘sembol' olduğu gerekçesiyle Gül'ü engellemeye çalışanlar, şimdi bu insanı sıradan halkın gözünde bizzat demokrasinin ‘sembolü' haline getirdiler.

Devletçi laik kesimin yaşadıklarından öğrenme ve sağduyulu akıl yürütme açısından bu denli becerisiz olması şaşrıtıcı gelebilir... Ancak Cumhuriyet'in başından beri gelen endoktrinasyonu düşündüğümüzde pek de şaşırmayız. Çünkü bu doktrine göre, devletin çeperinde yerleşmiş bir cemaat olan laikler, sırf bu kimlikleri sayesinde demokrat, modern ve çağdaştılar... Dolayısıyla ‘laik' olmayanları, yani kendilerine benzemeyenleri antidemokrat, antimodern ve antiçağdaş saydılar. Bu durumda söz konusu ötekilerin sayısının artması sadece tehdidin yükselmesini ifade ediyordu. Kısacası devletçi laik cemaat hiçbir zaman demokrat olmadığı gibi, özünde demokrasi karşıtı idi.

Bugün açığa çıkan durum budur... Söz konusu tespitin bizzat laik kesim içinden de yapılıyor olması ise öldürücü darbeyi getirmiştir. Artık resmi ideoloji jargonu içinde toplumu otoriter rejime doğru sürüklemek mümkün değil. Bunun için gerçekten güç kullanmak ve toplumu karşına almak gerekiyor.

Türkiye'nin askeri ile ile ilgili olarak hep latin Amerika'ya benzemediği teşhisi yapılır... Oysa latin Amerika'ya benzemeyen toplumdu ve o toplum bugün değişiyor. Yani eğer Türkiye'de darbe olacaksa, yapanlar latin Amerika'daki benzerlerinin kaderine de hazır olmalılar. Cumhuriyet'in kuruluşundan beri normalleşemeyen, normalleşmesi bilinçli olarak engellenen bir ülkede nihayet normalleşme yaşanıyor ve Gül'ün cumhurbaşkanlığı bu yeni dönemin sembolik taşıyıcılığını yapıyor.

 

26 Ağustos Pazar

Etyen MAHÇUPYAN