| |
Önce Kara Kuvvetleri Komutanı, sonra Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanları, okul açma bahanesiyle konuşma yapıyorlar. Daha sonra da bir hafta öncesinden anons edilerek Genelkurmay Başkanı konuşuyor. Bu arada Cumhurbaşkanı da CHP ve dinleyici sıralarından gelen komutan alkışlarıyla TBMM'nin açılışında verip veriştiriyor.
Söylenenler neredeyse birbirinin aynıdır. Netice olarak 'irtica tehdidi'nden söz edip siyasî iktidarı eleştiriyorlar.
Komutanlar, kanunların açık hükümlerine rağmen, kendi görev alanlarının dışına çıkarak iç ve dış politika konusunda görüş bildirip müdahale ediyorlar ve suç işliyorlar.

Açıkça ifade edelim ki, bu bir '28 Şubat Provası'dır. Durup dururken bir 'irtica uydurması' ile huzur bozulmuş ve gerginlik yaratılmıştır.
Anayasa'ya göre, 'Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmesi' gereken Cumhurbaşkanı da, ne yazık ki oluşturulan bu huzursuzluğun baş aktörleri arasında yerini almıştır.
İşte size, içinde Cumhurbaşkanı'nın da yer aldığı, bilinen denklem: CHP + Ordu= İktidar .

Türkiye'de irtica tehdidi yoktur. Türk demokrasisine kasteden 'militarizm tehdidi' vardır. Türkiye, son yarım asırlık dönemi bu tehdit altında yaşamış; bu tehdit yüzünden demokrasisini geliştirememiş; ekonomik kalkınmasına set çekilmiş ve çağdaş dünyaya entegre olamamıştır. AB'ye girmekte geç kalışımızın esas sebebi, on yılda bir tekrarlanan askerî müdahalelerdir.
Türkiye'de hiçbir zaman 'laiklik elden gitmemiş' ama her dönemde 'demokrasi elden gitmiş' ve rejim 'askerî vesayet' altında yönetilmiştir.
28 Şubat Dönemi'nde uluslararası dokümanlarda Türkiye'deki siyasî sistem 'askerî demokrasi' (!) olarak tanımlanıyordu. Gene hızla o utanç dolu döneme doğru yol alıyoruz.

Paşa soruyor, 'Laikliği yeniden tanımlayalım diyenler yok mudur?' Üstelik Meclis Başkanı'na 'üst düzey' diye sataşarak... Ya, her konuşmasında laikliğe yeni bir tanım getirerek inanç hürriyetini kısıtlamaya çalışan Cumhurbaşkanı'na ne demeli? Anayasa Mahkemesi Başkanı iken 'demokratik laiklik'ten dem vuran Sezer, şimdi işi toplumda dinin olmaması noktasına kadar getirmiştir. Din, toplumsal bir vakıadır; bunun aksini iddia etmek, 'militan laikçi softalık'tan başka bir anlam taşımaz. Böyle bir zihniyete olsa olsa 'laisist irtica' denebilir.
Cumhurbaşkanı, Anayasa'yı mehaz göstererek temel hak ve özgürlüklerin ve ibadet hürriyetinin sınırlandırılabileceğini söylüyor. Halbuki kaynak gösterdiği 14. maddenin ikinci fıkrasında, 'Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasa'yla tanınan hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasa'da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz' hükmü yer almaktadır. Buna göre, Cumhurbaşkanı Anayasaya aykırı şekilde yorum yapmıştır.
Anayasa'nın 'Cumhuriyet'in nitelikleri' başlıklı 2. maddesinin gerekçesinde laikliğin tanımı yapılmış; laikliğin hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmediği; laikliğin her ferdin istediği inanca sahip
olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dinî inançlarından dolayı farklı muameleye tabi tutulmaması anlamına geldiği belirtilmiştir.
Sorarım size, şimdi siz Anayasa'nın bu hükmünün karşısında mısınız?

21. yüzyılın, yeni bir çağın başlangıcında, Türkiye'de hâlâ meşru demokratik otoriteye ve millet iradesine karşı sesini yükseltenlerin bulunmasından ve ülkenin gündeminde bir 'darbe tehdidi' olmasından dolayı bir Türk aydını sıfatıyla hicap duyuyorum
03 10 2006
[
Radikal
]
Hasan Celal Güzel |