ANASAYFA FELSEFE ANTOLOJİ YAZILAR LİNKLER İLETİŞİM
Anasayfa
Felsefe
Antoloji
Linkler
İletişim
 
Bilimsel Araştırma
Yorum Sayfası
Makale & Deneme
Genç Kalemler
Edebiyat Köşesi
 
bütün yazılar!
 
  Kültür Sanat ve Edebiyat
 
   Hocam Ali Alparslan
İskender PALA    
 
Ünlü Tuyuğ şairi olup XIV. yüzyılda kendi adına Sivas yöresinde bir devlet kurmuş olan Kadı Burhaneddin'in bir tuyuğu vardır; hiç akıldan çıkarılmaması gereken.

Okuyalım: “Dünyayı çoh sınaduh bir bûyımış / Kamu âlem varlığı Bir Hû'yımış / Kaplan, aslan, ejderhâlar, cümlesi / Kaynağında ecelün âhûyımış.” İbret ki ibret!.. Şöyle demek: Dünyayı çok denedik, (bir nefeslik) kokudan gayrı bir şey değilmiş (veya işte hepsi bu kadarmış). Bütün âlemin varlığı, her şey “Bir O (Bir olan Allah)” imiş. Kaplan, aslan, ejderha... (Ne kadar güçlü olsalar da, nihayet) ecel geldiğinden ahûya dönerlermiş.

Ben, ne zaman bu mısraları ansam, Kadı Burhaneddin'i değil de Ali Alparslan'ı hatırlarım. Çünkü o benim hocamdı ve Kadı Burhaneddin adlı kitabı da benim sahip olduğum imzalı ilk kitap. Yıllardan 1977'ydi. Üç milyonluk İstanbul'a tek başıma gelmiştim ve ne bir akrabam, ne de bir tanıdığım vardı. O bana hem akraba, hem tanıdık oldu. Bu yüzdendir ki o benim baba yerinde hocam sayılırdı. Kadı Burhaneddin kitabını biraz da onun bana babalık öğütleri gibi okumuşumdur bu yüzden.

Ali Alparslan, İstanbul Üniversitesi'nde Klasik Edebiyat hocasıydı. Sanatkâr bir hoca... Fakültede olduğu günler odasının kapısı ardına kadar açık, içerisi de kapıya kadar dolu olurdu. Sanatkârdı dedik ya, kaziyye ma'lum... Öğrencileri iki gruptan... Derste şiir, teneffüste hat meşk edenler. Hassaten ta'lik yazıda pek çok öğrencisi vardı. Hocamın ısrar ve emeklerine rağmen, kabiliyetsizliğim yüzünden hatta bigane kaldımsa da evimin duvarlarını süsleyen yazılarına sahip olmaklığımla misafirlerime hep övündüm.

Uzun yıllar uzağında kaldım, ama hiç kalbinden uzakta tutmadı beni. Biliyorum, çünkü yıllar yılı kendimde yansımasını taşıdım. Arada sırada vesile oluşturup görüştüğümüzde Kadı Burhaneddin yine ortak gönül dilimiz olurdu. İki-üç ay evvel rahatsızlandı. Kendisini en son ziyaretimde durumu ağırdı ve kulağına eğilip aşağıdaki tuyuğu okudum. Elimi sıktı ve tasdik etti: “Ezelde Hak ne ki yazmışsa bolur / Göz neni ki göricek ise görür / İki âlemde Hakk'a sığınmışız / Tohtamış ne ola ya Ahsah Temur.”

Tercümesini onun kitabından aktarıyorum: “Ezelde Tanrı ne yazmışsa o olur. Göz neyi görecekse, neyi görmesi mukadderse onu görür. Biz iki âlemde Tanrı'ya sığınmışız. Toktamış kim oluyor; Aksak Timur kim?” (Kadı Burhaneddin, Osmanlı hükümdarı Yıldırım, Memluk sultanı Berkuk ve Altınordu hanı Toktamış, Timur'a karşı ittifak halinde idiler. İ.P.)

Ülkemizin yetiştirdiği nadir sanatkârlardan biri kabul edilen Ali Alparslan, her bakımdan sade-zamîr, geçimli, ılımlı ve hassaten zarif insandı. Asla kimseyi gücendirmez, herkese güzel bakardı. İki gün evvel Hakk'a yürüdüğünde de yüzünde işte o güzel bakışı vardı. Allah canına rahmet-i cezîl, ailesine sabr-ı cemîl versin.

Timur ile Yıldırım

Timur, Cengiz Han soyundan Barlas boyunun reisi Turgay Bey'in oğlu idi. Yıldırım ise Oğuz'un Kayı boyundan Hükümdar Murad Hüdavendigar'ın oğlu. Timur, gençliğinden itibaren askerliğe meylederek hanlığı bileğinin hakkı ile kazanmıştı; Yıldırım, Kosova'da babasının na'şı başında hükümdar oldu. Timur, Çağatay hanı Kazgan Han'ın ordusunda yüzbaşı iken bacağından yaralanmış ve topal kalmıştı; hasımları ona “Timur-ı Leng (Aksak Timur, topal Timur)” derdi. Yıldırım'ın ise sol gözünde doğuştan bir leke vardı. Az gören bu gözünden dolayı hasımları ona “Kör Bayazıt” derdi. Timur babasının şu sözünü hiç unutmadı: “Oğul, dünya denen şey yılan ve akrep dolu bir tastan daha iyi değildir; ama yine de ecdanının kahramanlıklarını tevarüs edecek içimizde bir sen kaldın!” Yıldırım ise babasının af için “Ben ettim onu ki bana yaraşır / Sen eyle onu ki Sana yaraşır” dediğini aklından çıkarmazdı. Timur, Belh şehrinde ak keçe üzerine oturtulup altın taç giyerek hükümdar ilan edildiğinde “Artık dünyaya hükmedebiliriz!” demişti. Yıldırım ise Kosova sahrasında babasının yerine hükümdar seçildiğinde en belirgin düşmanları olan Haçlılar, “Gök yıkılsa onu mızraklarımızla tutarız!” diyorlardı. Timur, Doğu'da, Yıldırım Batı'da zaferden zafere koştu. Bu arada Yıldırım, Timur ile yolları çatışan Türkmen Kara Yusuf ve Celayirli Ahmet'i himaye etmeye başladı. Timur, o güne kadar Hıristiyan dünya ile ceng etmesini takdirle karşıladığı Yıldırım'ı birdenbire hedef edindi. Yıldırım da Anadolu'ya dönüp Timur'a karşı ittifaklara başladı. Timur, Altınordu Hanlığı'nı ortadan kaldırarak Rusya'ya sahip olmuş ve dünya dengesini bozmuştu. Yıldırım ise Niğbolu'da Avrupa'nın en ünlü prenslerini dize getirip bu dengeyi sağlamıştı. Şimdi iki testi birbirine çarpmaya hazırlanıyordu. Timur, “Gökyüzünde nasıl bir tek Tanrı varsa yeryüzünde de bir tek hükümdar olmalı!”; Yıldırım, “Şu dünya iki sultana küçük, bir sultana büyük!” diyordu. Çatışma giderek büyümüş, Timur, Yıldırım'la beraber Kadı Burhaneddin, Memluk sultanı Berkuk ve Altınordu hanı Toktamış'ı da karşısına almıştı. Sonunda olan oldu ve Timur, bu savaştan da galip çıktı. Sonra bilinen şeyler işte... Anadolu'yu bir harabeye çevirdi. Osmanlı ülkesinin birlik ve beraberliği parçalandı. Timur için zafer olan şey Türklük için çok büyük bir kayıp oldu.

Ordusu dağılan Yıldırım, esir edilince Timur'un huzuruna getirildi. Yaralı bir arslan gibi başına geleceği bekliyordu. Timur onu görünce gülmeye başlamış, bu gülüş Yıldırım'ı çileden çıkarmıştı.

-Bre zalim, dedi, Allah'ın bedbaht ettiği ile istihza etmek ne fenadır.

Timur bir müddet daha gülmeye devam etti. Nefesler kesilmiş, kulaklar çınlayan kahkahalara kilitlenmişti. İşte o sırada gülmeyi kesip o ünlü sözünü söyledi:

-Sana değil, Tanrı'nın bu dünyayı senin gibi bir kör ile benim gibi bir topala bıraktığına gülüyorum!..

Daha sonra Bayezid'in vefatını haber alan Timur,

- Yazık, diyecekti, cihan bir kahraman yitirdi.

BERCESTE

Gelimli gidimli dünya
Son ucu ölümlü dünya

Bizim Yunus

[ Zaman ] 26.01.2006

İskender PALA